H2O hikaye (5)
5.BÖLÜM
Babam beni dalış kursuna yazdırırken cesaretimi toplamam için zaten çok iyi yüzdüğümü, bunu da kolaylıkla başarabileceğimi söylerdi.
"Üstesinden gelemeyeceğin bir iş yok benim güzel deniz yıldızım."
Yine de içimdeki korkunun bacaklarımı titretmesine engel olacak kadar iyi moral verdiği söylenemezdi. Fakat nedendir bilinmez dalgıç olmamı benden çok daha fazla istiyordu. Babannemin itirazlarına ve 'çok tehlikeli' uyarılarına rağmen onu biraz bile dinlememiş ve kaydımı yaptırmıştı.
"Kaç yaşında?" diye sormuştu Charlotte.
"11"
"Onun yaşındakilerle ilgilendiğim bir havuz var ama benim takımıma gelmesi için önce kendini kanıtlaması gerekiyor." demesiyle beni olimpik havuza götürmesi bir olmuştu. Tüm bedenim zangır zangır titrerken tribünlerden izleyen babama beni buradan götürmesi için yalvarırcasına bakmıştım. Charlotte yüzmeyi bildiğimi öğrendikten sonra beni bazı ayak çırpma, dalış pozisyonu alma ve birkaç nefes testine tabi tutmuştu. Amatörce sergilediğim yeteneklerim arasından en çok suyun altında nefesimi tutma süremden etkilendiğini hatırlıyorum.
"Bu bir rekor." diye mırıldanmıştı hayretle kaşlarını kaldırıp.
"Daha önce hiçbir öğrencimde görmediğim bir rekor."
Utanınca yanaklarımla beraber tüm yüzüm kızarırdı.
"Teşekkür ederim." demiştim adeta fısıltıyı andıran bir sesle. Charlotte ayaklanıp elindeki listesine göz attı. Ardından ışıltılı bakışlarını üzerime çevirdi.
"Pekala Hannah, takımıma hoşgeldin."
Dudaklarımdan kopan sevinç çığlığına engel olamamıştım. Yüzümü aynı anda tribünlere çevirdiğimde babamın ayaklanıp beni alkışlaması da unutamadığım manzaralardan biriydi. Tek alkışlayan o değildi, Charlotte'ın arkasındaki dalış takımı giyen bir avuç çocuk da beni alkışlıyordu. Aralarından kızıl saçlı ufak tefek görünen çilli bir kız diğerlerinden çok daha güçlü çırpıyordu ellerini ve bana gülümsüyordu. Göğsüm gururla kabarırken onlara el sallamıştım.
Biraz önce eve dönmeye can atarken o andan sonra bütün günümü akademiyi keşfetmekle, havuzların başında oyalanmakla geçirmiştim. Bu sırada soyulup yerlere dökülen derimi tamamen unutmuş olmalıyım ki ancak geldiğim yolları dönerken fark edebilmiştim. Zapzayıf bacaklarıma rağmen derim oldukça kalın, büyük parçalar halinde dökülüyordu. Yeni geldiğim için kimseye de açıklamamıştım, görseler garipseyebilirlerdi. Görmemeleri gerekiyordu. 10 metre derinliğindeki dalış havuzunun başına çömelip yerdeki parçaları usul usul toplarken bir yandan emeklemeye başlamıştım. Deri parçalarını bulmaya o kadar yoğunlaşmıştım ki başımı birinin dizlerine çarpana kadar nerede olduğuma dikkat etmiyordum. Panikle başımı kaldırdığımda karşımda benim yaşlarımda, mavi dalış takımlarının içinde bir çocuk gördüm. Güzel denilebilecek bir yüzü vardı. Mavi gözleri benim ve elimdeki parçaların üzerinde gidip geldi.
"Şey... bu," kekelemiştim, ilk defa kekelemiştim. Bir saniyede elimdeki parçayı çekip aldı. İncelerken yüzünü buruşturdu.
"Bu iğrenç." diye tamamladı cümlemi.
"Ben... Özür dilerim," yüzüm tamamen kırmızıya bürünürken yine bacaklarım titremeye başladı. Elimi ensemdeki kesiğe götürüp ovuşturdum. Bakışları altında adeta eziliyordum. Gözlerimi kıyafetlerine indirdim ve yakasında yazan isim üzerinde durdum.
L. Carney
Elindeki parçayı tiksintiyle havuza fırlattı. Ardından yerdeki diğer parçalarıda bir ayağıyla havuza sürükledi.
"Bekle! N'apıyorsun?"
Ateş saçan gözlerini üzerime çevirdi.
"Tüh, ne yapmışım?"
"Lütfen dur. Havuz kirleniyor."
"Doğru." dedi gözleri üzerimde gezinirken. "Havuz kirlendi. Birinin temizlemesi gerecek."
"Ne..."
O anı hatırlamak bile beni ittirip havuza atmasının ardından tenime çarpan buz gibi suyu hissetmeme sebep oluyordu. Havuzun şekli çukurdu, zaten dalmak için yapılmıştı. İnsanı kolayca derine çekiyordu. Charlotte'ın "Luca!" diye bağırışını hayal meyal duymuştum. Dibe batmadan önce son gördüğüm havuzun başındaki çocuğun gözlerindeki öfke kalıntılarıydı.
.•.•.•.•.•.
Gözlerimi açmadan etrafımdaki sesleri dinledim.
"Artık yemek yiyelim mi?"
Hektor'ın sesini çok iyi tanımasamda Luca'nınkini çok iyi bildiğimden bunun Hektor olduğunu anlayabiliyordum.
"Aynen. Yaklaşık 3 saattir dalıyoruz ve kaptanınızın enerji alması gerekiyor."
Bunun Luca olduğunu anlamak için o sesine gerek yoktu. Bu kadar kibirli sadece o olabilirdi zaten. Yavaşça gözümü açtım ve boynumu sağa sola döndürdüm. Uzun süredir aynı pozisyonda durmaktan ağrımıştı. Yüzümü buruşturarak elimi boynuma götürdüm. Huzursuzca yerimde kıpırdandım.
"Vaaay uyuyan güzelimiz de uyanmış. Çok da güzel değil ama idare edelim artık."
Luca'nın sesi bana bir şey söylerken kulağa ekstra çirkin geliyordu. Arkamdan Rosalyn veya Rikkie olduğunu tahmin ettiğim birisi kıkırdadı. Şimdiden başım ağrımıştı. Koltuktan kalkıp tuvalete yürüdüm. Yüzüme su çarpmak iyi gelecekti.
Lavaboya girdiğimde aynadan kendime baktım. Uykudan uyanmış birine göre gayet iyi görünüyordum. Yüzüme çarptığım soğuk suyla irkildikten sonra sarı saçlarımı bağlayıp tuvaletten çıktım. Direkt mutfağa yöneldim. Denizin altında anlamak zordu ama 3 saattir yoldaysak öğlen olmuş olmalıydı. Genelde yolculukta uyuyamam ama denizin rahatlatıcı etkisi ve gece heyecandan uyuyamamam bunu kolaylaştırmıştı.
Mutfağa gittiğimde Luca hariç herkes oturuyordu. Anlaşılan bizi zehirlemeye karar vermişti. Hoş, alışık olduğum bir şey değildi. Tezgahın önünde dikiliyordu. Zor bir yemek yapmaya karar vermişti sanırım. Yanına gidip ne yaptığına baktım. Noodle paketinin arkasını okuyordu. Kahkahamı bastıramadım. Çatık kaşlarla bana döndü.
"Neye gülüyorsun?"
"Hiç, arkadan çok zor bir iş yapıyormuşsun gibi görünüyordun da."
"Bu yazılar Çince. Kolaysa sen oku!"
Noodle paketini elinden aldım ve yırtarak açtım. Ezbere bildiğim aşamaları okumama gerek yoktu. Luca'ya boş paketi uzattım, hala okumaya çalışırken su ısıtıcısının tuşuna bastım. Gözlerini kısarak bana baktı.
"Madem biliyordun neden beni uğraştırıyorsun?"
"Beceriksizliğini izlemek keyifli oluyor."
Stephanie arkadan kahkaha attı. Cevaplarım ona benzemeye başlamıştı ve bu hiç iyi değildi.
Su ısıtıcısının sesini duymamla elime alıp tabaklara dökmeye başladım. 6 tabağı da kaynar su ile doldurunca ağzını kapattım. Arkamı döndüğümde Luca'nın solgun bir ifadeyle masaya oturduğunu gördüm. En son masaya ben oturdum ve hepimiz tatsız noodleları yemeye başladık. Luca tabii ki sessiz kalamadı.
"Hannah bunlar berbat olmuş. Bir konuda yetenekli olsan şaşardım."
Tek kaşımı kaldırarak ona baktım. Daha önce noodle yemiştir heralde ve tatsızlığının benimle alakalı olmadığını da biliyordur. Cevap verme gereksinimi duymadım.
"Evet gerçekten çok kötü bu."
Rosalyn de ona katılınca moralim bozuldu. Ağzımı açacakken Rikkie
"Makarna daha iyi olabilirdi çünkü kusacağım." dedi. Gözlerimi devirdim. Sert ve isyankar bir kişiliğim yoktu ama bana özel şefleriymişim gibi davranıyorlardı.
"Kusura bakmayın, bir dahakine lütfen siz yapın da onu yiyelim."
Onlara yemek hazırlıyorum ve beğenmiyorlar. Daha saygısızca bir şey olamazdı sanırım. Luca ağzını açtı ve sesi neşeli geliyordu.
"Eminim Rosalyn bize yutabileceğimiz bir şeyler hazırlayabilirdi."
Ona göz kırpıp sırıttı. Rosalyn bakışlarını tabağına indirirken kızardı. Hektor yüzünü buruşturup kekeleyerek araya girdi.
"B-bence, y-yani ben beğendim."
Luca ona alaycı ve acımasız bir bakış fırlatınca başını eğdi. İç çektim. Paketin çöpünü bir hışımla çöpe fırlatıp makine dairesine yöneldim.
Moralim bozuk bir şekilde odaya girip birkaç protokolü yerine getirdikten sonra saate göz attım. Bu "birkaç" protokol baya zamanımı almış olacak ki saatin geç olduğunu fark ettim. Ama uykum yoktu. Belki uykum gelene kadar kitap okurdum. Kapıyı açarken gıcırdamasına engel olamadım. Gürültü bütün sessiz koridorda yankılandı. Görünüşe göre herkes uyumuştu. Yavaş adımlarla ses çıkarmamaya çalışarak loş ışıkta ilerledim. Kumanda odasına girdiğimde kaptan koltuğunda olması gereken kişi yoktu. Luca büyük ihtimal hız sabitleyiciyi ayarlamış çünkü camlardan baktığımda çok yavaş hareket ettiğimizi ve dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı ani savunma mekanizmasının aktif olduğunu görebiliyordum. Gözlerim rotayı gösteren ekrana çarptığında çukura olan uzaklığımızın ne kadar fazla olduğunu farkettim. Daha kırmızı alana bile girmemiştik. Henüz okyanusun sakin olduğu yeşil bölgedeydik ve derinlik seviyesiyle basınç oranı kritik düzeyde değildi. Anlaşılan daha önümüzde uzun bir yol vardı ve biraz kafamı dinleyebilirdim. Kaptan koltuğuna gömüldüm. Gözlerimi kapattım. Burası diğer koltuklardan daha bir rahattı. Suyun huzur verici uğultusunu duyabiliyordum. Yüzüme hafif bir tebessüm yerleşti. Sandalyeyi ileri geri hafifçe sallarken nefes alış verişlerim düzenli hale geldi. Ayaklarımı sallarken zihnimde aniden bir şeylerin hareketlendiğini hissediyordum.
Bu zamana kadar geçmişin tüm noktaları gözümün önünde belirdi. Defalarca denenen atlayışlar, defalarca kaybolan deniz gözlükleri, yırtılan paletler, yanlış bir hareket yaptığında koçun azarlaması, kurslardaki derslerde sıranın bana gelmesinden nasıl korktuğum...
Hepsi garip bir şekilde zincirleme oluşturup hayatıma pasif bir seyirci gibi bakmama sebep oluyordu. Sanki unuttuğum veya unutmaya çalıştığım her şey yerin yedi kat dibinden yer yüzüne fışkırır gibi tüm hızıyla gözümün önüne geliyor. Her noktanın derinliğinde saklı olan tercihler, hatalar benim kim olduğumu belirliyor.
Yavaş yavaş göz kapaklarım ağırlaşırken zihnimin uyuşukluğunu fark etsemde aldırmadım. Uyku ile uyanıklık arasında mekik dokurken birden ensemdeki ürpertiyi hissedip duyduğum kıkırtı sesleriyle kendime geliverdim. Koltuktan doğruldum ve arkamı döndüm. Sesler koridorda yankılanıyor ve sanırım mutfaktan geliyordu. Gecenin geç bir saatinde olduğunuzu varsayarsak herkesin uyuyor olması gerekirdi. Meraklı gözlerle koridora baktım. Yerimden kalkıp yavaş adımlarla mutfağa gittim. Kapıya geldiğimde bir kız sesi işittim. Kıkırdama sesi. Kafamı tam uzatacaktım ki başka bir ses "Şşş" dediğinde refleks olarak kendimi durdurdum. Bu yaptığım yanlış bir şeydi ama merakıma yenik düşüyordum. Kulağımı duvara yapıştırdım.
"Sessiz ol Rose herkesi uyandıracaksın."
Luca'nın sesini tanıdım. Fısıltıyla konuşuyordu ve Rosalyn'e Rose mu diyordu?
"Hadi ama bizi kimse duymaz."
Kıkırdadı.
Kafamı hafifçe uzattığımda Luca'nın kolunu Rosalyn'in omzuna attığını gördüm. Ağzım anlık bir şokla açılırken neler olduğunu idrak etmeye çalıştım. Kıkırtılar artarken kafamı biraz daha uzattım.
Luca elinde yarısına kadar koyu renkli içecekle dolu bir bardak tutuyordu. Hayır bardak değil, bir kadeh.
Gözlerim faltaşı gibi açıldı. İçki olmamasını ummaya çalışsamda aynı anda denizaltında içkiyi nereden bulduklarını sorgulamaya başladım. Eğer onu içeriye Luca soktuysa bu aptalca hareketinin mutlaka bir cezası olmalıydı. Okyanusun ortasında sarhoş bir kaptan ihtiyacımız olan son şeydi.
Luca kadehi dudaklarına götürürken Rosalyn yüzüne yılışıkça bir gülümseme yerleştirip ona biraz daha yaklaştı. Luca kadehi dudaklarının üstünde durdurdu. Bakışlarını birkaç saniye Rosalyn'in üzerinde gezdirdikten sonra kadehi geri çekip Rosalyn'in dudaklarına götürdü.
Midemdekilerin boğazıma çıktığını hissetmemek için elimle ağzımı kapattım. Rosalyn tek seferde hepsini içip yüzünü buruşturdu. Elinin tersiyle ağzını silerken "İğrençmiş." diye mırıldandı ve gülüştüler.
İçimde onların yerine oluşan öğürme isteğini durdurmaya çalıştım. Sessiz olmaya çalışsamda zaten beni fark edemeyecek kadar birbirleriyle ilgileniyorlardı. Rosalyn yılışıkça Luca'ya yaklaşıp kollarını boynuna doladı. Başını geriye atıp çenesini dikleştirirken iç çekti.
"Biliyor musun Luca, sen sandığım gibi değilmişsin. Seni ilk gördüğümde göreve katılmadığın için çekingen bir tip sandım.”
Luca sırıttı.
"Ve yanıldın."
"Tabiki yanılmışım. Filmlerdeki kötü çocuklar gibisin."
Yine kıkırdadı, gülüşü o kadar rahatsız ediciydi ki midemdekileri çıkarmamak için yine karnımı tutmam gerekti. Rosalyn devam etti.
"Peki ya o kız, Hannah? Onunla aranda ne var?"
"O mu? O bizim takımdan arada sırada eğlendiğim biri. Sinirli yüz ifadesini seviyorum ama kendisinden pek haz ettiğim söylenemez."
"Öyle mi? Ama ben ona nasıl baktığını gördüm. Resmen ona-"
"Ah, ciddi olmazsın."
Luca yüzünü onunkine yaklaştırdı.
"Hem kime ilgi duyduğum yeterince belli olmuyor mu?"
Rosalyn gülümsedi.
"Ah, bir an şüphelenmiştim. Zaten onu da hiç sevmedim."
"Sevilecek bir tip değil ki. Hatta sana bir sır vermemi ister misin?"
Gözlerim faltaşı gibi açıldı. Kulağımı iyice kapıya dayadım. Luca fısıldadı.
"O bir ucube. Bacaklarındaki deriler bir kedinin tüy dökmesi gibi dökülüyor. Pullu bir balığa benziyor."
Rosalyn güldüğünde yüzüm bembeyaz oldu.
"Ürkütücüymüş."
"Öyle."
Hayır.
Hayır hayır hayır.
Ben ucube değildim. Böyle söyleyemezdi. Dalgıç tüpümü sökebilir, beni denize atabilir ama bana, bana böyle söyleyemezdi.
Sinirlerim altüst olurken yumruklarımı sıktım. Bir anda kalbimin derinliklerinden fışkıran öfkeye yenik düştüm ve kararlı adımlarla mutfağa daldım. İçimdeki sinirin açtığı çukuru bir anlık da olsa doldurmak istiyordum. Zihnimdeki vahşi sesin bana yapmam gerekenler hakkında söyledikleri karşısında savunma moduna geçsemde onun galibiyetini engelleyemiyordum. Kendi kendime yenik düşüyor olmam trajikomik olsa da bazen kendime çizdiğim sınırlar içerisinde hareket etmekte zorlandığımı hissediyordum.
"Luca" dedim sert bir sesle. "Bölüyor muyum?"
Luca beni görünce bir anlığına Rosalyn'den uzaklaştı. Gözleri kocaman açılmış olsada konuştuğunda onun da sesi sert geliyordu.
"Evet. Evet bölüyorsun."
Bir kez daha şok oldum. Beklediğim tepki bu değildi. Genelde filmlerde böyle olmazdı. Kendimi toparlayıp çenemle tezgahtaki kadehi işaret ettim.
"Umarım o içkiyi Sirenix'te bulmuşsundur. Yoksa Charlotte'a ciddi bir açıklama yapman gerekecek.”
Luca umursamazca tezgahta duran kadehe bir bakış atarken Rosalyn'de birkaç adım geri gitmişti.
"Ayrıca ben," dedim kaşlarımı çatarak. "Ben ucube değilim."
"Ben hakkımda düşündüğün hiçbir şey değilim. Ne bir ucube, ne iğrenç, ne tuhaf, ne ürkütücü, ne de senin gibi bir zorba. Pardon kalpsiz demek istedim. Kalpsiz. Ben sana hiçbir şey yapmadım. Kimseye bir şey yapmadım. Bunca zaman kendimi suçladım ama sorun bende değil sizde."
Rosalyn'e döndüm.
"Beni sevmemene sebep olacak bir şey yapmadım. Kimseye kötü davranmadım, kimseyi incitmek istemedim. Ama beni hep incittiler. Hiç kimseye kızmak istemedim. Öfkeme galip gelmek kolay değil. Bazen sert çıkışsamda ben öyle biri değilim. Kontrol edemediğim bir hastalığımın olması beni ezebileceğiniz anlamına gelmez. Etrafımdaki insanların aşağılayıcı bakışlarından usandım. Ben bunu haketmiyorum. Ben sevilecek biriyim tamam mı? Babaannem hep böyle söylerdi. O bana hep kibar davranmayı öğütlerdi ve bende-"
"Başlatma babannenden de sen niye bizi dinliyordun onu söyle"
Luca'nın sesiyle bir kez daha afalladım. Asla beklediğim tepkileri vermiyordu. Biraz olsun etkilenmemişti.
Tam ağzımı açıyordum ki gürültüyle içeriye Rikkie girdi.
"Neler oluyor?"
"Hiçbir şey Rikkie" dedi Rosalyn saniyesinde.
Bunun üzerine Rikkie kollarını bağlayarak somurttu ve bize doğru yürüdü.
"Biliyor musunuz umrumda değil. Sesinizden rahatsız oluyorum ve-"
Duraksadı.
"Odada yerlerde tuhaf, sanki deriye benzer bir şeyler var. Koridorlarda da, her yerde."
İç çektim. Sinirle mutfağın kapısına yönelirken Rosalyn'e sertçe omuz attım. Bunu yaparken zorlandım çünkü aramızdaki boy farkı az değildi. Luca'nın arkamdan "Hannah'nın." dediğini işittim. Muhtemelen Rikkie'ye uzun bir açıklama yapıyordu.
Babam beni dalış kursuna yazdırırken cesaretimi toplamam için zaten çok iyi yüzdüğümü, bunu da kolaylıkla başarabileceğimi söylerdi.
"Üstesinden gelemeyeceğin bir iş yok benim güzel deniz yıldızım."
Yine de içimdeki korkunun bacaklarımı titretmesine engel olacak kadar iyi moral verdiği söylenemezdi. Fakat nedendir bilinmez dalgıç olmamı benden çok daha fazla istiyordu. Babannemin itirazlarına ve 'çok tehlikeli' uyarılarına rağmen onu biraz bile dinlememiş ve kaydımı yaptırmıştı.
"Kaç yaşında?" diye sormuştu Charlotte.
"11"
"Onun yaşındakilerle ilgilendiğim bir havuz var ama benim takımıma gelmesi için önce kendini kanıtlaması gerekiyor." demesiyle beni olimpik havuza götürmesi bir olmuştu. Tüm bedenim zangır zangır titrerken tribünlerden izleyen babama beni buradan götürmesi için yalvarırcasına bakmıştım. Charlotte yüzmeyi bildiğimi öğrendikten sonra beni bazı ayak çırpma, dalış pozisyonu alma ve birkaç nefes testine tabi tutmuştu. Amatörce sergilediğim yeteneklerim arasından en çok suyun altında nefesimi tutma süremden etkilendiğini hatırlıyorum.
"Bu bir rekor." diye mırıldanmıştı hayretle kaşlarını kaldırıp.
"Daha önce hiçbir öğrencimde görmediğim bir rekor."
Utanınca yanaklarımla beraber tüm yüzüm kızarırdı.
"Teşekkür ederim." demiştim adeta fısıltıyı andıran bir sesle. Charlotte ayaklanıp elindeki listesine göz attı. Ardından ışıltılı bakışlarını üzerime çevirdi.
"Pekala Hannah, takımıma hoşgeldin."
Dudaklarımdan kopan sevinç çığlığına engel olamamıştım. Yüzümü aynı anda tribünlere çevirdiğimde babamın ayaklanıp beni alkışlaması da unutamadığım manzaralardan biriydi. Tek alkışlayan o değildi, Charlotte'ın arkasındaki dalış takımı giyen bir avuç çocuk da beni alkışlıyordu. Aralarından kızıl saçlı ufak tefek görünen çilli bir kız diğerlerinden çok daha güçlü çırpıyordu ellerini ve bana gülümsüyordu. Göğsüm gururla kabarırken onlara el sallamıştım.
Biraz önce eve dönmeye can atarken o andan sonra bütün günümü akademiyi keşfetmekle, havuzların başında oyalanmakla geçirmiştim. Bu sırada soyulup yerlere dökülen derimi tamamen unutmuş olmalıyım ki ancak geldiğim yolları dönerken fark edebilmiştim. Zapzayıf bacaklarıma rağmen derim oldukça kalın, büyük parçalar halinde dökülüyordu. Yeni geldiğim için kimseye de açıklamamıştım, görseler garipseyebilirlerdi. Görmemeleri gerekiyordu. 10 metre derinliğindeki dalış havuzunun başına çömelip yerdeki parçaları usul usul toplarken bir yandan emeklemeye başlamıştım. Deri parçalarını bulmaya o kadar yoğunlaşmıştım ki başımı birinin dizlerine çarpana kadar nerede olduğuma dikkat etmiyordum. Panikle başımı kaldırdığımda karşımda benim yaşlarımda, mavi dalış takımlarının içinde bir çocuk gördüm. Güzel denilebilecek bir yüzü vardı. Mavi gözleri benim ve elimdeki parçaların üzerinde gidip geldi.
"Şey... bu," kekelemiştim, ilk defa kekelemiştim. Bir saniyede elimdeki parçayı çekip aldı. İncelerken yüzünü buruşturdu.
"Bu iğrenç." diye tamamladı cümlemi.
"Ben... Özür dilerim," yüzüm tamamen kırmızıya bürünürken yine bacaklarım titremeye başladı. Elimi ensemdeki kesiğe götürüp ovuşturdum. Bakışları altında adeta eziliyordum. Gözlerimi kıyafetlerine indirdim ve yakasında yazan isim üzerinde durdum.
L. Carney
Elindeki parçayı tiksintiyle havuza fırlattı. Ardından yerdeki diğer parçalarıda bir ayağıyla havuza sürükledi.
"Bekle! N'apıyorsun?"
Ateş saçan gözlerini üzerime çevirdi.
"Tüh, ne yapmışım?"
"Lütfen dur. Havuz kirleniyor."
"Doğru." dedi gözleri üzerimde gezinirken. "Havuz kirlendi. Birinin temizlemesi gerecek."
"Ne..."
O anı hatırlamak bile beni ittirip havuza atmasının ardından tenime çarpan buz gibi suyu hissetmeme sebep oluyordu. Havuzun şekli çukurdu, zaten dalmak için yapılmıştı. İnsanı kolayca derine çekiyordu. Charlotte'ın "Luca!" diye bağırışını hayal meyal duymuştum. Dibe batmadan önce son gördüğüm havuzun başındaki çocuğun gözlerindeki öfke kalıntılarıydı.
.•.•.•.•.•.
Gözlerimi açmadan etrafımdaki sesleri dinledim.
"Artık yemek yiyelim mi?"
Hektor'ın sesini çok iyi tanımasamda Luca'nınkini çok iyi bildiğimden bunun Hektor olduğunu anlayabiliyordum.
"Aynen. Yaklaşık 3 saattir dalıyoruz ve kaptanınızın enerji alması gerekiyor."
Bunun Luca olduğunu anlamak için o sesine gerek yoktu. Bu kadar kibirli sadece o olabilirdi zaten. Yavaşça gözümü açtım ve boynumu sağa sola döndürdüm. Uzun süredir aynı pozisyonda durmaktan ağrımıştı. Yüzümü buruşturarak elimi boynuma götürdüm. Huzursuzca yerimde kıpırdandım.
"Vaaay uyuyan güzelimiz de uyanmış. Çok da güzel değil ama idare edelim artık."
Luca'nın sesi bana bir şey söylerken kulağa ekstra çirkin geliyordu. Arkamdan Rosalyn veya Rikkie olduğunu tahmin ettiğim birisi kıkırdadı. Şimdiden başım ağrımıştı. Koltuktan kalkıp tuvalete yürüdüm. Yüzüme su çarpmak iyi gelecekti.
Lavaboya girdiğimde aynadan kendime baktım. Uykudan uyanmış birine göre gayet iyi görünüyordum. Yüzüme çarptığım soğuk suyla irkildikten sonra sarı saçlarımı bağlayıp tuvaletten çıktım. Direkt mutfağa yöneldim. Denizin altında anlamak zordu ama 3 saattir yoldaysak öğlen olmuş olmalıydı. Genelde yolculukta uyuyamam ama denizin rahatlatıcı etkisi ve gece heyecandan uyuyamamam bunu kolaylaştırmıştı.
Mutfağa gittiğimde Luca hariç herkes oturuyordu. Anlaşılan bizi zehirlemeye karar vermişti. Hoş, alışık olduğum bir şey değildi. Tezgahın önünde dikiliyordu. Zor bir yemek yapmaya karar vermişti sanırım. Yanına gidip ne yaptığına baktım. Noodle paketinin arkasını okuyordu. Kahkahamı bastıramadım. Çatık kaşlarla bana döndü.
"Neye gülüyorsun?"
"Hiç, arkadan çok zor bir iş yapıyormuşsun gibi görünüyordun da."
"Bu yazılar Çince. Kolaysa sen oku!"
Noodle paketini elinden aldım ve yırtarak açtım. Ezbere bildiğim aşamaları okumama gerek yoktu. Luca'ya boş paketi uzattım, hala okumaya çalışırken su ısıtıcısının tuşuna bastım. Gözlerini kısarak bana baktı.
"Madem biliyordun neden beni uğraştırıyorsun?"
"Beceriksizliğini izlemek keyifli oluyor."
Stephanie arkadan kahkaha attı. Cevaplarım ona benzemeye başlamıştı ve bu hiç iyi değildi.
Su ısıtıcısının sesini duymamla elime alıp tabaklara dökmeye başladım. 6 tabağı da kaynar su ile doldurunca ağzını kapattım. Arkamı döndüğümde Luca'nın solgun bir ifadeyle masaya oturduğunu gördüm. En son masaya ben oturdum ve hepimiz tatsız noodleları yemeye başladık. Luca tabii ki sessiz kalamadı.
"Hannah bunlar berbat olmuş. Bir konuda yetenekli olsan şaşardım."
Tek kaşımı kaldırarak ona baktım. Daha önce noodle yemiştir heralde ve tatsızlığının benimle alakalı olmadığını da biliyordur. Cevap verme gereksinimi duymadım.
"Evet gerçekten çok kötü bu."
Rosalyn de ona katılınca moralim bozuldu. Ağzımı açacakken Rikkie
"Makarna daha iyi olabilirdi çünkü kusacağım." dedi. Gözlerimi devirdim. Sert ve isyankar bir kişiliğim yoktu ama bana özel şefleriymişim gibi davranıyorlardı.
"Kusura bakmayın, bir dahakine lütfen siz yapın da onu yiyelim."
Onlara yemek hazırlıyorum ve beğenmiyorlar. Daha saygısızca bir şey olamazdı sanırım. Luca ağzını açtı ve sesi neşeli geliyordu.
"Eminim Rosalyn bize yutabileceğimiz bir şeyler hazırlayabilirdi."
Ona göz kırpıp sırıttı. Rosalyn bakışlarını tabağına indirirken kızardı. Hektor yüzünü buruşturup kekeleyerek araya girdi.
"B-bence, y-yani ben beğendim."
Luca ona alaycı ve acımasız bir bakış fırlatınca başını eğdi. İç çektim. Paketin çöpünü bir hışımla çöpe fırlatıp makine dairesine yöneldim.
Moralim bozuk bir şekilde odaya girip birkaç protokolü yerine getirdikten sonra saate göz attım. Bu "birkaç" protokol baya zamanımı almış olacak ki saatin geç olduğunu fark ettim. Ama uykum yoktu. Belki uykum gelene kadar kitap okurdum. Kapıyı açarken gıcırdamasına engel olamadım. Gürültü bütün sessiz koridorda yankılandı. Görünüşe göre herkes uyumuştu. Yavaş adımlarla ses çıkarmamaya çalışarak loş ışıkta ilerledim. Kumanda odasına girdiğimde kaptan koltuğunda olması gereken kişi yoktu. Luca büyük ihtimal hız sabitleyiciyi ayarlamış çünkü camlardan baktığımda çok yavaş hareket ettiğimizi ve dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı ani savunma mekanizmasının aktif olduğunu görebiliyordum. Gözlerim rotayı gösteren ekrana çarptığında çukura olan uzaklığımızın ne kadar fazla olduğunu farkettim. Daha kırmızı alana bile girmemiştik. Henüz okyanusun sakin olduğu yeşil bölgedeydik ve derinlik seviyesiyle basınç oranı kritik düzeyde değildi. Anlaşılan daha önümüzde uzun bir yol vardı ve biraz kafamı dinleyebilirdim. Kaptan koltuğuna gömüldüm. Gözlerimi kapattım. Burası diğer koltuklardan daha bir rahattı. Suyun huzur verici uğultusunu duyabiliyordum. Yüzüme hafif bir tebessüm yerleşti. Sandalyeyi ileri geri hafifçe sallarken nefes alış verişlerim düzenli hale geldi. Ayaklarımı sallarken zihnimde aniden bir şeylerin hareketlendiğini hissediyordum.
Bu zamana kadar geçmişin tüm noktaları gözümün önünde belirdi. Defalarca denenen atlayışlar, defalarca kaybolan deniz gözlükleri, yırtılan paletler, yanlış bir hareket yaptığında koçun azarlaması, kurslardaki derslerde sıranın bana gelmesinden nasıl korktuğum...
Hepsi garip bir şekilde zincirleme oluşturup hayatıma pasif bir seyirci gibi bakmama sebep oluyordu. Sanki unuttuğum veya unutmaya çalıştığım her şey yerin yedi kat dibinden yer yüzüne fışkırır gibi tüm hızıyla gözümün önüne geliyor. Her noktanın derinliğinde saklı olan tercihler, hatalar benim kim olduğumu belirliyor.
Yavaş yavaş göz kapaklarım ağırlaşırken zihnimin uyuşukluğunu fark etsemde aldırmadım. Uyku ile uyanıklık arasında mekik dokurken birden ensemdeki ürpertiyi hissedip duyduğum kıkırtı sesleriyle kendime geliverdim. Koltuktan doğruldum ve arkamı döndüm. Sesler koridorda yankılanıyor ve sanırım mutfaktan geliyordu. Gecenin geç bir saatinde olduğunuzu varsayarsak herkesin uyuyor olması gerekirdi. Meraklı gözlerle koridora baktım. Yerimden kalkıp yavaş adımlarla mutfağa gittim. Kapıya geldiğimde bir kız sesi işittim. Kıkırdama sesi. Kafamı tam uzatacaktım ki başka bir ses "Şşş" dediğinde refleks olarak kendimi durdurdum. Bu yaptığım yanlış bir şeydi ama merakıma yenik düşüyordum. Kulağımı duvara yapıştırdım.
"Sessiz ol Rose herkesi uyandıracaksın."
Luca'nın sesini tanıdım. Fısıltıyla konuşuyordu ve Rosalyn'e Rose mu diyordu?
"Hadi ama bizi kimse duymaz."
Kıkırdadı.
Kafamı hafifçe uzattığımda Luca'nın kolunu Rosalyn'in omzuna attığını gördüm. Ağzım anlık bir şokla açılırken neler olduğunu idrak etmeye çalıştım. Kıkırtılar artarken kafamı biraz daha uzattım.
Luca elinde yarısına kadar koyu renkli içecekle dolu bir bardak tutuyordu. Hayır bardak değil, bir kadeh.
Gözlerim faltaşı gibi açıldı. İçki olmamasını ummaya çalışsamda aynı anda denizaltında içkiyi nereden bulduklarını sorgulamaya başladım. Eğer onu içeriye Luca soktuysa bu aptalca hareketinin mutlaka bir cezası olmalıydı. Okyanusun ortasında sarhoş bir kaptan ihtiyacımız olan son şeydi.
Luca kadehi dudaklarına götürürken Rosalyn yüzüne yılışıkça bir gülümseme yerleştirip ona biraz daha yaklaştı. Luca kadehi dudaklarının üstünde durdurdu. Bakışlarını birkaç saniye Rosalyn'in üzerinde gezdirdikten sonra kadehi geri çekip Rosalyn'in dudaklarına götürdü.
Midemdekilerin boğazıma çıktığını hissetmemek için elimle ağzımı kapattım. Rosalyn tek seferde hepsini içip yüzünü buruşturdu. Elinin tersiyle ağzını silerken "İğrençmiş." diye mırıldandı ve gülüştüler.
İçimde onların yerine oluşan öğürme isteğini durdurmaya çalıştım. Sessiz olmaya çalışsamda zaten beni fark edemeyecek kadar birbirleriyle ilgileniyorlardı. Rosalyn yılışıkça Luca'ya yaklaşıp kollarını boynuna doladı. Başını geriye atıp çenesini dikleştirirken iç çekti.
"Biliyor musun Luca, sen sandığım gibi değilmişsin. Seni ilk gördüğümde göreve katılmadığın için çekingen bir tip sandım.”
Luca sırıttı.
"Ve yanıldın."
"Tabiki yanılmışım. Filmlerdeki kötü çocuklar gibisin."
Yine kıkırdadı, gülüşü o kadar rahatsız ediciydi ki midemdekileri çıkarmamak için yine karnımı tutmam gerekti. Rosalyn devam etti.
"Peki ya o kız, Hannah? Onunla aranda ne var?"
"O mu? O bizim takımdan arada sırada eğlendiğim biri. Sinirli yüz ifadesini seviyorum ama kendisinden pek haz ettiğim söylenemez."
"Öyle mi? Ama ben ona nasıl baktığını gördüm. Resmen ona-"
"Ah, ciddi olmazsın."
Luca yüzünü onunkine yaklaştırdı.
"Hem kime ilgi duyduğum yeterince belli olmuyor mu?"
Rosalyn gülümsedi.
"Ah, bir an şüphelenmiştim. Zaten onu da hiç sevmedim."
"Sevilecek bir tip değil ki. Hatta sana bir sır vermemi ister misin?"
Gözlerim faltaşı gibi açıldı. Kulağımı iyice kapıya dayadım. Luca fısıldadı.
"O bir ucube. Bacaklarındaki deriler bir kedinin tüy dökmesi gibi dökülüyor. Pullu bir balığa benziyor."
Rosalyn güldüğünde yüzüm bembeyaz oldu.
"Ürkütücüymüş."
"Öyle."
Hayır.
Hayır hayır hayır.
Ben ucube değildim. Böyle söyleyemezdi. Dalgıç tüpümü sökebilir, beni denize atabilir ama bana, bana böyle söyleyemezdi.
Sinirlerim altüst olurken yumruklarımı sıktım. Bir anda kalbimin derinliklerinden fışkıran öfkeye yenik düştüm ve kararlı adımlarla mutfağa daldım. İçimdeki sinirin açtığı çukuru bir anlık da olsa doldurmak istiyordum. Zihnimdeki vahşi sesin bana yapmam gerekenler hakkında söyledikleri karşısında savunma moduna geçsemde onun galibiyetini engelleyemiyordum. Kendi kendime yenik düşüyor olmam trajikomik olsa da bazen kendime çizdiğim sınırlar içerisinde hareket etmekte zorlandığımı hissediyordum.
"Luca" dedim sert bir sesle. "Bölüyor muyum?"
Luca beni görünce bir anlığına Rosalyn'den uzaklaştı. Gözleri kocaman açılmış olsada konuştuğunda onun da sesi sert geliyordu.
"Evet. Evet bölüyorsun."
Bir kez daha şok oldum. Beklediğim tepki bu değildi. Genelde filmlerde böyle olmazdı. Kendimi toparlayıp çenemle tezgahtaki kadehi işaret ettim.
"Umarım o içkiyi Sirenix'te bulmuşsundur. Yoksa Charlotte'a ciddi bir açıklama yapman gerekecek.”
Luca umursamazca tezgahta duran kadehe bir bakış atarken Rosalyn'de birkaç adım geri gitmişti.
"Ayrıca ben," dedim kaşlarımı çatarak. "Ben ucube değilim."
"Ben hakkımda düşündüğün hiçbir şey değilim. Ne bir ucube, ne iğrenç, ne tuhaf, ne ürkütücü, ne de senin gibi bir zorba. Pardon kalpsiz demek istedim. Kalpsiz. Ben sana hiçbir şey yapmadım. Kimseye bir şey yapmadım. Bunca zaman kendimi suçladım ama sorun bende değil sizde."
Rosalyn'e döndüm.
"Beni sevmemene sebep olacak bir şey yapmadım. Kimseye kötü davranmadım, kimseyi incitmek istemedim. Ama beni hep incittiler. Hiç kimseye kızmak istemedim. Öfkeme galip gelmek kolay değil. Bazen sert çıkışsamda ben öyle biri değilim. Kontrol edemediğim bir hastalığımın olması beni ezebileceğiniz anlamına gelmez. Etrafımdaki insanların aşağılayıcı bakışlarından usandım. Ben bunu haketmiyorum. Ben sevilecek biriyim tamam mı? Babaannem hep böyle söylerdi. O bana hep kibar davranmayı öğütlerdi ve bende-"
"Başlatma babannenden de sen niye bizi dinliyordun onu söyle"
Luca'nın sesiyle bir kez daha afalladım. Asla beklediğim tepkileri vermiyordu. Biraz olsun etkilenmemişti.
Tam ağzımı açıyordum ki gürültüyle içeriye Rikkie girdi.
"Neler oluyor?"
"Hiçbir şey Rikkie" dedi Rosalyn saniyesinde.
Bunun üzerine Rikkie kollarını bağlayarak somurttu ve bize doğru yürüdü.
"Biliyor musunuz umrumda değil. Sesinizden rahatsız oluyorum ve-"
Duraksadı.
"Odada yerlerde tuhaf, sanki deriye benzer bir şeyler var. Koridorlarda da, her yerde."
İç çektim. Sinirle mutfağın kapısına yönelirken Rosalyn'e sertçe omuz attım. Bunu yaparken zorlandım çünkü aramızdaki boy farkı az değildi. Luca'nın arkamdan "Hannah'nın." dediğini işittim. Muhtemelen Rikkie'ye uzun bir açıklama yapıyordu.







