n2006

n2006 Türkcə 5-09-2024, 20:00

H2O hikaye (2)

H2O hikaye (2)
2.BÖLÜM

İskeleye çıkıp denizaltının yanına yürürken o kadar heyecanlıydım ki kalp atışlarımı herkesin duyabileceğinden şüphelendim. İskelede yürürken tahtaların arasından okyanusun masmavi sularının kıyıya çarpmasını izledim. Özenle yapılmış bir ebrudan daha büyüleyiciydi. Ve tabiki dalgaların üstünde sallanan, nerdeyse tüm görüş açımı kaplayan, devasa teknoloji harikası o şey. Denizaltının merdiveninin tam yanında durduk. Charlotte bizimle gelmeyeceği için gereksiz bir konuşmaya girişti.

"Böyle büyük ve riskli bir test görevinde yer aldığınız için sizinle gurur duyuyorum çocuklar. Unutmayın, bu denizaltı yeni olsa da son derece güvenli. İçini gezince de anlayacaksınız, uzun görevler için yapılmış. Rotanız bilgisayar ekranında olacak, ayrıca telsizle sürekli benimle ve şirketimizle iletişim halinde olacaksınız, bu konuda içiniz rahat olsun. İçeride sizi gezdirmek için bir görevli bekliyor. Ben istasyona geçiyorum."

Ellerindeki evrakları göğsüne bastırıp arkasını döndü. Gidince Luca hemen önümüze geçip sanki buraya ilk gelişi değilmiş gibi merdivenleri tırmandı ve içeri atlayıp gözden kayboldu. Stephanie de onun arkasından gitti ve sona ben kaldım. Heyecanımı yatıştırmak için derin bir nefes alıp yukarı bir adım attım. İçerinin dışarıdaki güneşli havaya tezat oluşturan bir loşluğu vardı. Yere ayaklarım basınca denizaltının hafif sallantısını daha net hissettim. Bu çoğu insanın aksine benim hep hoşuma giden bir sallantıydı. Charlotte'ın bahsettiği görevliyi gördüm. Güler yüzlü, iyi giyimli bir adamdı. Ekip tamamlanınca bize hoşgeldiniz dedi ve yürümeye başladık. Denizaltının her yerinde olmasada kocaman camları vardı ve sonsuz maviliğe eşlik eden balıklar oldukça hoş bir tablo oluşturuyordu. 3 tane camı olan koridoru geçince kumanda odasına gelmiştik. Burası alabildiğine genişti ve okyanusa bakan camların önünde çoğu tuşu bilmediğim bir masa yer alıyordu. Masanın önünde tabi ki koltuklar vardı. Biraz önceki koridora kıyasla daha güzel aydınlatılmıştı. Geldiğimiz koridoru saymassak bu oda üç koridora bağlanıyordu. En sağdaki koridordan devam ettik. Koridorun sonunda Charlotte'ın dediği gibi uzun görevler için olan bir yatakhane vardı. Görevli bir şeyler anlatıyordu ama dinleyemecek kadar etrafıma odaklanmıştım. Geldiğimiz koridoru geri dönüp bir diğerine girdik. Bu koridor biraz daha kısaydı ve ufak bir mutfağa açıldı. Dolaplarda noodle tarzı sıcak su gerektiren paket gıdalar olduğunu tahmin ettim.

Son koridoru da geçince ekipmanların olduğu bir odaya çıktık ama bir tane daha koridor vardı. İçerisi o kadar büyüktü ki gezerken yorulmuştum resmen. Bu koridoru yürümek uzun sürdü. Stephanie'nin görevliye "Ne zaman bitecek?" dediğini duydum.

Uzun yürüyüşümüzün sonunda koridorun ağzı kapsüllerin olduğu bir yere açıldı. Kilitlenme noktaları ve 5 tane keşif kapsülü vardı. Görüntüleri filmlerindekiler gibi havalıydı. Oldukça zekice tasarlanmış oldukları belliydi. Bu kapsüllerden birini sürme hayali o kadar güzeldi ki görevliyi hiç dinlemeyip kapsülü sürdüğüm hayallerine daldım.

Sırıtarak hayal kurarken aniden omzuma gelen sert darbeyle afalladım. Luca görüş açıma girdi. Alaycı ifadesiyle karşımda dikiliyordu.

"Hey sen burada kalıyorsun sanırım."

Yanımdan geçerken bir yandan da yüz ifademi taklit ediyordu. Hayallerimi mahvetmesine sinirlendim ama utancımdan ağzımı kapalı tuttum.

Stephanie gülümseyerek yanıma geldi elini omzuma koyup kulağıma eğildi.

"Boşver onu. Her seferinde böyle kafana takarsan görev boyunca mutsuz olursun."

Haklıydı. Alışık olmam gerekiyordu.

Odadan çıktık ve kapı sensörünün sesiyle kapı sertçe kapandı. Yürürken koridorda biraz önce fark etmediğim kapılar gördüm. Muhtemelen temizlik malzemeleri, tuvalet veya o tarz şeylerin olduğu odalardı. Bir tanesinin üstünde makine dairesi yazıyordu. Oraya girmedik. Kumanda odasına ulaştıktan sonra görevli yine dinlemediğim konuşmasını yaptı ve gitti. Sadece üçümüz kaldık. Bir süre birbirimize baktıktan sonra ilk hareket eden Luca oldu. Özgüvenli adımlarla cama doğru gidip kaptan koltuğuna oturdu ve sistemi açtı. Bir yandan da sözlerini anlayamadığım bir şarkı mırıldanıyordu.

Siyah ekrana basıp bir şeyler yazdı ve ekranda bir bildirim belirdi. Ben daha okuyamadan onayladı. Basınç dengeleyiciyi aktif hale getirdi. Sağ tarafta hepsi birbirine benzeyen tuşların arasından belirgin duran yeşil kolu çekince tanklar su ile dolmaya başladı. Dolan tanklarla beraber dışarıdan hızla dönen pervanelerin uğultusu içeriye kadar geliyordu. Tankların dolduğunda gemi dümenlerininkine benzer bir ses geldi ve ekrana içerilerindeki tüm havanın üst kapaktan dışarı çıktığını bildiren bir mesaj geldi. Onu ne kadar sevmesemde işinde gerçekten iyiydi. Yavaşça alçalmaya başladık. Bunu hissetmeseydim bile kulaklarımda oluşan basınçtan anlardım.

"Hazır mısınız millet. Tatilimiz başlıyor!"

Heyecanlanmaya başlamıştım ama gözlerimi devirip kimsenin bana görevimi söylemesini beklemeden makine dairesine yol aldım. Gemimizde herkesin bir görevi vardı ve ben dalış haricinde kontrollerle uğraşacaktım. Herhangi bir acil durumda bunu anlayıp haber vermesi gereken kişi bendim. Neden denizaltı kullanamadığıma gelecek olursak, aramızda tek makinist ve kaptanlık eğitimi alan Luca idi. 18. yaşımızda ben Charlotte'ın ana ekibine girmeye çalabalarken Luca bunu çoktan halletmiş, aynı anda iki iş yapıyordu. Onu fesatlık derecesinde kıskandığımı söyleyemem ama belki aldığı onur belgelerine biraz imrenmiş olabilirim.

Hızlı adımlarla makine dairesine girince basınç düzenleyicilerin uğultulu sesleri kulağıma doldu. Borularla dolu bu odayı biraz daha inceledim ve her şey yolunda olduğunu teyit ettiğimde kapıya yöneldim. Kapıyı açtığımda Luca'yı karşımda görmeyi beklemiyordum. İşini nasıl bu kadar hızlı halletmişti? İrkildiğimi fark edince yüzüne bıkmış bir ifade koydu.

"Sevinebilirsin, bugün iyi günümdeyim. Eğer ben denizaltını çalıştırırken ayakta kalırsan muhtemelen sarsıntıdan düşersin. Yürü."

Son kelimesini küfür eder gibi söylemişti. Yüz ifademi değiştirmeden başımla onayladım. Arkasını dönmüştü bile. Zaten doğru düzgün yüzüme bakmıyordu. Peşinden kumanda odasına doğru yürümeye başladım. Yürürken onu inceledim. Koyu renk saçları dalgalanmış, kulaklarına geliyordu. Omuzlarının genişliği küçük koridorda görüş açımı daraltıyordu. Boyu mu uzamıştı bana mı öyle geliyordu? Herneyse. Yıllardır hiç değişmeyen tek şeyi sinir bozucu tavırlarıydı. Eskiden psikolojik sorunları olduğunu düşünüyordum. Bacaklarımın soyulmaya başladığı, henüz takıma geldiğim ilk zamanlarda yere düşen kabuklaşmış bir parçayı alıp cebine atarken bana bir ucube olduğumu söyledi. Amacını hiçbir zaman anlayamadım. Kendi kendime teşhisler koymuştum ama şimdilerde sadece bana karşı böyle olduğunu anladığımdan ona kaçık demek de mantıksız geliyor. Arkasını dönüp göz ucuyla gelip gelmediğimi kontrol ettiğinde bugün gerçekten de iyi gününde olduğunu anladım. Her ne kadar sabah Charlotte'tan azar yememe sebep olsada. Adımlarımı hızlandırıp yanına geldim. Tekrar bana bakınca göz göze geldik ama hemen gözlerini kaçırdı. Kumanda odasına geldiğimizde yan odadan Stephanie'nin kapakçıktan çıkıp giden görevliye sanki lise arkadaşıymış gibi gülerek el salladığını gördüm. Stephanie de tuhaf biriydi. Ama yıllardır buradaki en yakın, hatta tek arkadaşım olduğu için ona minnettardım.

Dalgıçlar genelde dışa dönük olmuyor. Hepsi birbirinden soğuk ve aralarında liderin gözdesi olmak için hiçbir zaman hoşuma gitmeyen bir rekabet var. Ben onlardan değilim. Belki evet, yıllarca Charlotte'ın takımına girmek için uğraştım ama suyu sevdiğim için yapıyorum bu işi. Balıkları, yosunları, yengeçleri, su kabarcıklarını bile seviyorum. Tabii yanımda dalış tüpümü sökmek isteyen biri -Luca- olunca pek eğlencesi olmuyor ama yine de buradaydım işte.

O yarış hazırlıklarını, rakibini incelediğinde heyecandan ve üşümekten titremeleri, arkadaşının tesellileri, gelip gidip suyun sıcaklığını ayağınla yoklamaları, yarış başlayacağı zaman o düdük sesini beklerken ki uzun gergin sessizliği, öne geçtiğindeki o sevinci, bitiş çizgisine yaklaştığındaki o adrenalini...

Onları seviyordum ben. Yarışın sonunda rakibinin sana laf atmasını, saçma sapan dedikoduları ve koçların verdiği puanları değil.

Yarış anındaki rekabetten başka içinde öfke ve fesatlık olan hiçbir rekabeti sevmemiştim. Hatta son zamanlarda yarışlardan ziyade yeni tarz girişimler, yeri rekorlar, yeni yerler görmek, yeni yerlerde yüzmek istemiştim. Bu denizaltının test sürüşüne hazırlandığını öğrendiğimde hiç düşünmeden Charlotte'a ismimizi yazdırmasını isteyen bendim. Charlotte birkaç saniye bana aptalmışım gibi baktıktan sonra gülümseyip kabul etti. Bu test başarılı olursa da madalyayı ona takacaklar. Yine de umrumda değil, ben bu denizaltına binen ilk kişilerden olmuştum ve bu yeterliydi.

Luca baş kumandan koltuğuna otururken Stephanie'de odaya girdi. İkimiz arkasında bir yere geçtik ve yan kolluklardan tutunduk. Hafif sarsıntıyı hissettim. Hala derine dalıyorduk. Luca koltuğa iyice yerleşip yüzüne kondurduğu tebessümle hiçbir şey anlamadığım tuşları incelerken "Başlıyoruz" dedi.

Parmakları butonların üzerinde gezerken bir eliyle yeşil kolu yerinden kaldırdı ve birden ileri atıldık. Bu sarsıntıyla az daha koltuğumdan fırlıyordum ama Luca'nın sevinç çığlıkları arasında fark edilmedi.

"İşte bu!"

Hafif bir eğimle derine daldık, suları yardık ve hızımız düşünce camlarda bulanık görünen su yavaş yavaş netleşmeye başladı. Şimdi dışarıyı daha net görüyordum. Masmavi tonların iç açan görüntüsünü bir ebru gibi süsleyen rengarenk balıklar gözlerimi kamaştırdı. Birbirleriyle uyumlu hareket ediyor suyun içinde adeta dans ediyorlardı. Aşağılarda renklerine yabancı kalmayan yosun ve ismini bilmediğim çeşit çeşit bitki başını eğer gibi yapraklarını sallıyordu. Birkaç küçük meraklı balık denizaltına yaklaştı. Şaşkın ifadeleriyle birlikte ağızlarından çıkan kabarcıklar keyfimi yerine getirdi. Arkalarındaki mavi rengin yeşile çalmasıyla üst kısımlara hakim olan şeffaflığın, berraklığın, tazeliğin rengini birbirinden ayıran ufka uzanan, ufak ama sonsuz bir çizgi vardı. Derinler ise lacivertin en vahşi, canlı tonuydu. Yukarı çıktıkça gelen açık mavi fırça darbeleri dalgalı olarak dökülürken güneş ışıklarının belli belirsiz izleri... Baş döndürücü derecede harikaydı. Hayran hayran etrafıma bakınırken sanki ilk kez dalıyormuş gibi hissettim. Açık kalan ağzım Stephanie'nin bana gülmesiyle kapandı.

"Çok güzel değil mi?"

Ben cevap vermeden Luca araya girdi.

"Evet çok güzel, tıpkı Hannah gibi."

Kapanan ağzım tekrar açılırken sözlerine anlam vermeye çalıştım. Luca önündeki tuhaf yüzlü balığı işaret etti. Suyun içinde, yüzünde donuk bir ifadeyle süzülen balon balığını.

"Bak Hannah aynı sana benziyor."

Stephanie bir kahkaha koparırken şaşkınlığım yerini öfkeye bıraktı. Pekala.

Benimle alay ettiğini geç fark etmiştim. Tam çıkışacakken bir cızırtı sesi geldi. Cevap veremediğim için kendime sinir oldum. Telsizden Charlotte'ın sesi duyuldu.

"İniş başarılı duruyor. Şu anda olmanız gereken konumda gözüküyorsunuz. Her şey yolunda mı?"

Luca söze girdi:

"Evet başarılı bir şekilde koordinatlara ulaştık Charlotte. Her şey yolunda."

Charlotte tatmin olmuş gibi sesi renklendi:

"Sizinle gurur duyuyorum çocuklar, bravo."

İçime bir mutluluk dalgası yayıldı ve ben de kendimle gurur duydum. Çok bir şey yapmamış olsamda bu başarıyı birlikte elde etmiştik sonuçta. Gülümsememi genişletirken Charlotte'ı dinledim.

"Pekala, şimdi yolladığım konumdan yönleri takip ederek iskeleye dönün. Bunu rapor etmeliyim."

"Tamamdır."

Luca'nın sesi rahattı. Neşesi de belli oluyordu. Stephanie ile birbirimize bakıp gülümsedik. Luca denizaltını çevirdiğinde hafif sağa doğru eğildik. İlerledikçe dönen pervanelerin çıkardığı kabarcık ve seslerden yolumuzdan çekilen balıklar tatlı görünüyordu. Luca koltuğunu arkaya döndürdü ve bana göz kırpıp "İzleyin" dedi.

Ne yapacağına anlam vermeye çalışırken ani bir hızlanmayla koltuğumdan düştüm. Midemin genzime çıkmasını istemediğimden gözlerimi sımsıkı yumdum. Kafamı kaldırabildiğimde Stephanie de benimle yerdeydi. Tek fark ben korkmuşken o çok eğleniyor gibiydi.

"Harikaydı Luca! Bir daha yapalım!"

Şaşkınlıktan kaşlarımı çattım.

"Hayır harika falan değildi. Bu çok tehlikeli üstelik balıkları korkutuyorsun, çarpıp ölebilirler."

Luca döner sandalyede 360 derece dönerken bıkkın bir tavırla bana elini salladı. Sandalyesini biraz geriye alıp ellerini başının arkasında birleştirdi. Yeşil kolu ayağıyla ittiğinde biraz daha hızlandık ve resmen savrulurken Stephanie kahkahayla karışık çığlık atıyordu.

"Daha hızlı Luca! Daha hızlı!"

Sinirden ve korkudan tırnaklarımı dizlerime geçirdim. Çığlık atmamak için kendimi zorladım. Hala yerden kalkmamıştım çünkü kalkınca tekrar düşeceğimi biliyordum. Sağa doğru eğimli ve süratli giderken uğultunun sesi de hızla paralellik gösterdi. Tabii Luca'nın haykırışları da kulağımı tırmalıyordu. Onu boğmak istiyordum. Ne yazık ki aramızda tek kaptan dalgıç oydu.

"Hey Hannah, dümene geçmek ister misin tatlım?"

İçimden bir küfür mırıldanırken homurdandım.

"Kes sesini."

"Ah istesen de geçemezsin. Orada gayet iyisin. Yerde yatmaya devam et."

Stephanie de Luca ile birlikte gülünce ona öfkeli bir bakış attım. Her şeye gülmek zorunda mıydı?

Sarsıntı bir dakika daha sürdü ve en sonunda Luca biraz insafa gelmiş olmalı ki denizaltını yavaşlattı. Yerden kalkabileceğime inandığımda doğrulup ayaklarımın üstünde durdum. Luca bugünkü kotasını doldurmuştu. Öfkeyle üzerine yürüyüp yüzüne bağırdım.

"Aptal, çocuksu tavırlarından sıkıldım. Benden hoşlanmıyorsun diye hepimizin hayatını riske atamazsın tamam mı!"

Sesim giderek yükselmişti ve sinirden titriyordum. Belki tokat atmak da isterdim ama aşırı gitmiş olacaktım ve cesaretim de el vermedi.

İçimdeki bir saniyelik öfke yavaş yavaş sönerken koridorlara doğru yürüdüm. Luca arkamdan Stephanie'ye bir şeyler fısıldadı. Biliyorum, dalga geçiyordu. Kendimi berbat hissettiriyordu. Ona genelde tahammülüm olurdu ama bugün çizgiyi fazla aşmıştı. Sakinleşmem gerektiği için geri dönmedim. Koridordaki kapılardan rastgele birisini açıp arkamdan çarparak kapattım. Temizlik malzemeleriyle dolu bir odaydı. Oturup motor sesi azalana kadar bekledim. Yavaşlamaya başlamıştık. Bir süre sonra zaten yeterince sakinleşmiştim. Etrafa saati gösteren dijital bir ekran göremedim ama odada yaklaşık 10 dakika geçirmiş olabilirdim. İç çekerek ayağı kalktım ve yavaş adımlarla kumanda odasına gittim. Luca ve Stephanie ayaklanmış telsizden komut bekliyorlardı. Stephanie beni gördüğünde yanıma geldi.

"Neredeydin? Geldik, iniyoruz."

"Biraz yalnız kalmaya ihtiyacım vardı sadece."

Luca'nın gülmesini tutmaya çalıştığını fark ettim ama bu sefer aldırmadım.

Stephanie kolunu omzuma atıp "Aşırı tepki veriyorsun." dedi. Belki haklıydı ama neden bana fazla sabrediyormuşum gibi geliyordu?

İskeleye geldiğimizde hafif bir sarsıntıyla durduk. Geldik dedim kendi kendime. Periskobun olduğu odaya girdik. Tavandaki kapağın merdivenleri bindiğimizden bu yana kararmış gibi göründü gözüme. Luca öne atıldı. Merdivenleri tırmanırken arkasından baktım. Kapakçığı çevirip yerinden kaldırmaya başladığında peşinden tırmandım. Stephanie arkamdan seslendi.

"Beni bekleyin ışıklar söndü ve korkuyorum."

Gülerken hiç korkmuş gibi bir havası yoktu. Burnumu kırıştırıp merdivenleri tırmanmaya devam ettim. Luca kapağı gıcırdatarak kaldırdığında dışarının ılık havası yüzüme çarptı. Deniz kokusunu içime çekerken beraberindeki insan seslerini işittim. Kafamı dışarı çıkarttığımda iskeleye dizilmiş insan sayısı iki elin parmaklarını geçiyordu. Ne zaman bu kadar çok kişi gelmişti? Demirlerden tutunarak denizaltının üstüne, Luca'nın yanına çıktım.

Charlotte'ın arkasında ekibimizin geri kalanı, yanlarında görevlilerle mühendisler, cankurtaranlar, en arkada sahile izlemeye gelen bir avuç insan...

Kendimi bu kadar çok kişinin önünde havalı hissettim. Göğsümü şişirip çenemi dikleştirerek el salladım. Charlotte karşılık verdi. Stephanie'de yanımızda belirip bana "Ünlü olduk." diye fısıldadı.

Denizaltının üstünde yürümeye başladık. Limanla aramızda bir basamak boşluk vardı. Aradan atlayacaktık. Temkinli adımlarla sallanan denizaltınından kıyıyı döven dalgalara baktım. Luca arkamdan yaklaştı.

"Deniz çok güzel değil mi?"

"Evet" dedim hayran hayran. Sesim istediğimden fazla neşeli çıkmıştı. Luca da gülümseyerek cevap verdi.

"Yüzmek ister misin?"

"Ne?"

Daha ne olduğunu idrak edemeden ayağıma çelme taktı. Tökezleyip dengemi kaybederken tek aklıma kazınan şey o zalim yüz ifadesiydi. Geriye doğru sendeleyerek denizaltından düştüm. Çıkan ses kulaklarımda yankılandı. Charlotte'ın o anki yüz ifadesini hayal bile edemiyorum. Dalgalara gömülürken genzime kaçan tuzlu suyla öksürmeye çalıştım. Kafamı sudan çıkarmayı başardığımda karşımdaki insanların ağzı bir karış açılmış bana baktıklarını gördüm. Öksürürken bir yandan kontrolümü sağlamaya çalışıyordum. Luca'nın kahkahalarını iskeleden duyabiliyordum. Suda çırpınırken cankurtaranın kafama doğru can simidi attığını gördüm. Hemen kafamı suya geri daldırdım. Dalga mı geçiyorlardı? Başıma çarpmasından son anda kurtulduğum can simidine dokunmadım bile. Ben bir dalgıçım ve yüzme biliyorum. Daha ne kadar aşağılanabilirdim. Birkaç kulaçta kıyıya geldim ve köşede duran merdivenin koluna sarılarak bedenimi sudan çıkardım. Genzime kaçan suyu tükürürken omzuma havlu atıldı. Kafamı kaldırıp çaresizce Charlotte'ın yüzüne baktım.

"İyi misin?"

Cevap vermek istedim ama sesim hırıltılı çıktı. Bir kolunu omzuma atarak kalkmama yardım etti. Üzerimde hissettiğim onlarca gözün arasından yürüdük. Bacaklarım titrerken arkamdan bir kızın "O iyi mi?" dediği işittim. Utancımdan kulaklarıma kadar kızarmaya başladım. Yerin altına girmek istedim. Charlotte'ın beni nereye sürüklediğini anlamaya çalışırken yaşlardan bulanmış gözlerimle etrafa baktım. En azından ıslak yüzümün yanında sinirden ağladığım belli olmuyordu. O kadar insana rezil olmuştum. Hepsi de o, o lanet olası...

Herneyse.

Bağırma isteğimi bastırdım ve Charlotte' ı takip ettim. Görünüşe bakılırsa bir süre bakışlarım yerde gezecektim.

Məlumat Saytda şərhləri oxumaq, şərh yazmaq, xəbər göndərmək üçün QEYDİYYATDAN keçməyiniz lazımdır.

Bəyən Sevgi Gülüş Şok Üzgün Əsəbi
468 374 361 385 415 348

Oxşar xəbərlər Digər trend xəbərləri

Məlumat Saytda şərhləri oxumaq, şərh yazmaq, xəbər göndərmək üçün QEYDİYYATDAN keçməyiniz lazımdır.

Məlumat Sizin rəyə rəy yazmaq 15 gündən sonra mümkündür.