ice berg

ice berg Türkcə 29-04-2026, 23:00

Karanfil Kız

Karanfil Kız

O zamanlar dünya gerçekten de bir öküzün boynuzlarında durmaktaymış ve Karanfil Kız’ın
bu aşırı gelişmiş iribaşa söyleyecek bir çift sözü varmış.
Ama dur bak, en iyisi baştan başlayayım. Şimdi bu Karanfil Kız babasını fazla
görememekten şikâyetçiymiş. Çünkü adamcağız haftanın her günü, hatta bazen hafta sonları
bile geç saatlere kadar çalışır, eve yorgun argın dönermiş. Bir akşam adam gelip de kızına,
“Haydi seninle sinemaya gidelim. Baba kız, sadece ikimiz,” deyince sevinçten havalara uçmuş
Karanfil Kız.
Ne ki, işte adam eve geç vakit gelebiliyor ya, ancak gece matinesine gidebilmişler. Sinema
salonu da pek karanlıkmış, daha film başlamadan bir uyku basmış Karanfil Kız’ı. Usulca
babasının kucağına tırmanmış, kafasını da boynuna gömmüş. Oh pek sıcak, pek rahatmış
babasının kucağı da, bu şekilde filmi nasıl seyredecek? “Mesele değil,” demiş babası. “Arka
tarafta, yüksekte parlak bir ışık var, görüyor musun? İşte o ışık, makinistin odasındaki
projeksiyon makinesinden geliyor. Perdeye vuran görüntü ilk önce o odanın camına yansır. Ha
biraz küçüktür ama istersen, keyfini bozmadan filmi oradan da takip edebilirsin. “Karanfil Kız
gözlerini dikkatle o ışığa dikmiş, bir süre sonra bir bakmış, aa hakikaten de o küçücük camda
rengârenk, sihirli görüntüler uçuşuyor. Ancak hâlâ küçük bir sorun varmış. Film yabancı bir
dildeymiş. Karanfil Kız bütün çocuklar gibi kedilerin, köpeklerin, aslanların, kaplanların,
fillerin, öküzlerin ve hatta çiçek ve ağaçların dilini konuşabiliyor ancak filmde konuşulan bu
dili bilmiyormuş. “O da mesele değil,” demiş o gün her zamankinden daha pratik zekâlı
görünen babası. “Sen filmi izle, konuşulanları ben sana çeviririm. “Sonra kızına iyice sarılmış
ve başlamış anlatmaya: “Bütün çocuklar büyür; biri hariç...”
Olmayan Ülke’de yaşayan ve büyümeyi reddeden bir haytayı konu alıyormuş film. Bu çocuk
bir gün kaybettiği gölgesinin peşinde koşarken yaşıtı bir kızla tanışmış, sonrasında da birlikte
maceradan maceraya koşmaya başlamışlar. Korsanlar, deniz kızları, Kızılderililer, bir peri ve
kocaman bir timsah... On numara bir hikâyeymiş yani. Ama işte neticede Karanfil Kız dediğin 

el kadar çocuk; vakit geçtikçe göz kapakları ağırlaşmaya başlamış. Bir noktada artık
dayanamamış ve kendini, dağılan görüntülerin arasında beliren ve giderek büyüyen sarı ışığın
kollarına bırakmış.
Karanfil Kız huzur dolu uykusundan uyandığında başucunda annesini, kardeşini, dayısını,
teyzesini, amcasını, halasını, anneannesini, babaannesini, haminnesini, sütannesini ve sivri
zekâlı kuzenini görmüş. Babası hariç herkesi... “Babam nerede?” diye sorduğunda, ona
adamın ortadan kaybolduğunu söylemişler. Olacak iş mi, koskoca adam buharlaşıp uçmuş mu
yani? Ne ki hiç kimsenin adamın akıbetinden haberi yok gibiymiş. Çok üzülmüş, ağlamış küçük
kız. Babasının niye öyle birdenbire kaybolup gittiğini anlayamıyormuş. Ama ümidini de
kaybetmemiş. Her an, bir yerlerden çıkacak, kendisini kucaklayıverecek diye bekliyormuş.
Kendince küçük oyunlar bile geliştirmiş bu konuda. Mesela istop mu oynanıyor, topu var

gücüyle havaya fırlatırken, “Baba,” diye bağırıyor, yere indiğinde bir mucize eseri topu
babasının ellerinde göreceğini kuruyormuş. Ya da saklambaç oynarken, herkesi tek tek bulup
sobeledikten sonra bıkıp usanmadan en olmadık kıyılar köşeleri aramaya devam ediyor,
arkadaşları bu durumdan sıkılıp eve dönünce de, “Ortaya çık babaaa, kurtsun!” diye
bağırıyormuş. Ama babasından ne bir ses geliyormuş ne bir nefes.
Söylemiş miydim, bu Karanfil Kız’ın sivri zekâlı bir kuzeni varmış? Bu oğlan kızın
durumuna çok üzülmekteymiş çünkü içten içe ona âşıkmış. Bir gün dayanamayıp Karanfil
Kız’a, “Ben,” demiş, “babana ne olduğunu biliyorum.” Gözleri büyümüş Karanfil Kız’ın.
Yapışmış yakasına kuzeninin, “Söyle,” demiş, “nerde babam?” “Babanı öküz yuttu,” diye
cevap vermiş oğlan. Karanfil Kız şüpheyle bakmış ona. “Hangi öküz?” “Hangisi olacak? Tabii
ki, boynuzlarında dünyayı taşıyan,” demiş sivri zekâlı kuzen. “Ayrıca onu nasıl bulabileceğini
de biliyorum,” diye eklemiş sonra da. Böylece kızı elinden tutup bir ormana götürmüş.
Kocaman ağaçlar ve yabani otlarla çevrili patikalarda yürümüş yürümüşler ve nihayet küçük
bir derenin başına varmışlar. “Otur şuraya,” demiş oğlan. “Öküz burada mı?” diye sormuş
Karanfil Kız çimenlerin üstüne çökerek. Oğlan yerden bir şey kopartıp yanına gelmiş,
elindekini kıza uzatmış. “Burada.” “Bu bir mantar,” demiş Karanfil Kız. “Öküz değil.” “Öküz
mantarın içinde,” diye cevaplamış oğlan. “Bu hayatımda duyduğum en saçma şey,” demiş kız
küçümseyici bir tavırla. “Ne yani,” diye çıkışmış kuzen, “öküzün dünyayı taşıdığına
inanıyorsun da bir mantarın içinde olduğuna mı inanmıyorsun? Amma da aptalmışsın!”
Oğlanlar sevdikleri kızlara böyle şeyler söyler ki, gerçek duyguları anlaşılmasın. Her neyse,
onun bu sözleri Karanfil Kız’ı ne kadar etkilemiş bilinmez ama başka çaresi olmadığından
mantarı alıp dişlemiş ve başlamış beklemeye.
Ağaç dallarının rüzgârda sağa sola sallanışına, kuşların uçuşuna, derenin akışına bakmış
uzun uzun. Derken ağaçlardan birinin haddinden fazla düz olduğunu, bir kuşun havada tuhaf

bir kavis çizdiğini ve derenin az öncekinin tersi yönünde aktığını fark etmiş. Ayağa kalkıp
suyun yeni akış yönünde, derenin kenarında ilerlemeye başlamış. Bir ara arkasını dönünce,
kuzeninin gülümseyerek kendisine el salladığını görmüş, o da ona aynı şekilde karşılık verip
yoluna devam etmiş. Dere bir noktada, küçük bir şelaleye dönüşüp tepe aşağı dökülmekteymiş.
Karanfil Kız büyük bir dikkatle suyun büküldüğü noktaya yaklaşmış ve derin bir nefes alıp
kafasını aşağı uzatmış.
Öküzü işte o anda görmüş. Koca boynuzlarının üzerine yerleştirdiği yerküreyle arasında
sadece birkaç metrelik mesafe varmış. Dilini çıkartmış, güç bela boynuzlarından sızan şelale
suyunu içmeye çalışmaktaymış. “Hey sen, bana bak çabuk!” diye bağırmış Karanfil Kız.
Sevimsiz bir homurtuyla karşılık vermiş ona öküz. “Sen de kimsin? Bu ne yaygara!” “Demek
dünyayı tutan öküz sensin,” demiş kız. “Teknik olarak o da beni tutuyor tabii,” diye
cevaplamış öküz. “Çok enteresan,” demiş küçük kız. “Ama niyetim felsefe tartışmak değil.
Buraya babama ne olduğunu öğrenmeye geldim.” Öküz kıçına konan sinekleri kovmak için
kuyruğunu sallamakla yetinmiş. “Duydun mu beni sen!” diye çıkışmış kız. “Duydum da,”
demiş öküz. “Seninle ilgilenmeden önce bana küçük bir iyilik yapman gerekiyor.” “Neymiş
o?” “Çok fena susadım,” demiş öküz. “Şu dünyayı birkaç dakikalığına tutarsan ben de şu
şelalenin suyundan kana kana içebilirim.” “Nasıl olacak ki o iş?” diye sormuş Karanfil Kız.
“Koca dünyayı ben nasıl taşıyacağım?” Öküz bu soruyu bekliyor gibiymiş zaten. “Amuda
kalkmayı biliyorsun, değil mi?” “Çocuk oyuncağı,” diyerek ellerinin üstünde havaya dikilmiş
Karanfil Kız. “Ama akıllım, ‘teknik olarak’ ben dünyayı değil dünya beni taşıyor şu anda.
Çünkü yerçekimi kanunu diye bir şey var...” “Sen orasını merak etme,” demiş öküz

saklayamadığı bir heyecanla. “Sana biraz alışsın hele. Şimdi anlat bakalım hikâyeni.”
Böylece Karanfil Kız amuda kalkmış bir halde, babasıyla sinemaya gittiği gece olanları
anlatmış öküze. Hikâyesini bitirdikten sonra, “Ee,” demiş. “Şimdi söyle bakalım, ne oldu
babama?” Derin bir soluk almış öküz. “Şu kıçıma konan sinekleri görüyor musun?” “Ne
alakası var şimdi ya!” demiş sinirle Karanfil Kız. “O sinekler beni çok kaşındırır,” diye devam
etmiş öküz. “Bazen kuyruğumu sallamak yetmez, ellerim de yok ki şöyle hatır hatır kaşınayım,
ister istemez olduğum yerde kıpraşırım. Böyle durumlarda dünyada sarsıntılar meydana
gelir...” “Lütfen bir an önce ne söyleyeceksen söyler misin?” diye araya girmiş Karanfil Kız.
“Böyle durmak giderek zorlaşıyor. Hem sen su içmeyecek miydin?” “Dünyayı hemen bırakmak
istemiyorum,” demiş öküz. “Sana biraz alışsın hele. “Karanfil Kız kaşlarını çatmış. “Aklından
şüphem var öküz, ama bitir bakalım hikâyeni.” “Evet,” demiş öküz. “Dediğim gibi ben
kıpırdayınca yeryüzünde bazı değişiklikler olur. Toprak çatlar, kayalar devrilir ve bazen de
insanların yaptığı binalar çöker.” “Deprem dediğimiz olay; biliyorum,” diye girmiş araya
Karanfil Kız sabırsızca. Başıyla onaylamış öküz. “Bu çöken binaların altında kalan insanlar
için durum hiç de iyi olmaz. Ölenler ölür, yaralananlar bazen günlerce yardım gelmesini
beklerler, Böyle durumlarda büyükler, çocukları korkudan dehşete düşmesin diye ellerinden
gelen her şeyi yaparlar. Göçük altında kalmış bir baba örneğin, kızından bulundukları
karanlık odanın bir sinema salonu olduğunu hayal etmesini ister. Onlarca metre uzaklıktaki
ufacık bir çatlaktan sızan ışığın aslında bir projeksiyon makinesinden geldiğini, şimdi dikkatle
o ışığa bakıp, anlatacağı hikâyeyi bir film gibi gözünün önünde canlandırmasını söyler. Küçük
kız arada düşleriyle karışan bu filmi izlerken dışarıdakiler yavaş yavaş da olsa onlara
yaklaşmaktadır; böylece çatlaktan sızan o ışık giderek genişler ve parlaklaşır. Nihayet biri
uzanıp kızı, babasının kaskatı kollarından çekip alır. Hafıza acı anıları siler, geriye hiç
büyümeyen bir çocuğun hikâyesi kalır.”
Karanfil Kız ve öküz bir süre hiç konuşmadan durmuşlar, Nihayet öküz, “Hazır mısın?”
diye sormuş. Kız evet anlamında başını sallayınca çevik bir hareketle kendini şelalenin buz

gibi sularının altına atmış. Susuzluğunu giderdikten sonra yeniden kıza dönmüş. “Pekâlâ,”
demiş. “Sanırım ikimiz de istediğimizi aldık. Dilersen dünyayı tekrar boynuzlarımın üstüne
bırakabilirsin.” Karanfil Kız yanaklarından yaşlar süzülürken gülümsemiş. “Sen gerçekten
çok kurnaz bir hayvansın,” demiş. “Biliyorsun ki, artık bunu yapamam.”
İşte o günden beri öküz çayırlarda hoplar zıplar ve inekleri kovalarken dünya da küçük bir
kızın omuzları üzerinde dönermiş.

Məlumat Saytda şərhləri oxumaq, şərh yazmaq, xəbər göndərmək üçün QEYDİYYATDAN keçməyiniz lazımdır.

Bəyən Sevgi Gülüş Şok Üzgün Əsəbi
177 157 175 125 193 162

Oxşar xəbərlər Digər trend xəbərləri

Məlumat Saytda şərhləri oxumaq, şərh yazmaq, xəbər göndərmək üçün QEYDİYYATDAN keçməyiniz lazımdır.

Məlumat Sizin rəyə rəy yazmaq 15 gündən sonra mümkündür.