DEVA
Etrafta bu kadar çok sevgi ihbarı verilirken üstelik de buğulanmış ve kirlenmiş hisler ile bu yapılırken ne büyük şanstır gerçek sevginin kimliğini bilmek. Onu tanıyabilmek ve anlamlandırabilmek. Bu duyguyu hiç tatmamışsanız ya her söyleme inanırsınız ya da hiçbir yaklaşım size gerçek gelmez. Sahte bir çevrenin kalabalığı yorar kalbinizi. Karanlıktan hiç çıkamadığınızdan aydınlığınız gece olmuştur belki. Oysa esaretiniz bir alışkanlıktan örülen duvarlardan ibarettir. Her sabah kalbinizi örttüğünüz kıyafetler göğsünüzdeki yaraları gizlerken gerçek kimliğinizi ötekileştirir. Gerçekten sevilmeyen kişiler kusurlu olurlarsa kabul görülmeyeceklerinden endişelilerdir hep. Sevgi mükemmel olmaktır onlar için. Ne kadar yeterli ve iyi görünürlerse o kadar ilgi görürler. Ya da yalnızca öyle zannederler.
Sevgi kusur görmez. Eksiklik bilmez. Saf sevgi değiştirmez değinir. Kabul eder her anını, zamanını, hatalarını. Kucak açar yorgunluğuna, darbelerine ve hatta dolan gözlerine. Sevilmek için tam olmak gerekmez. Sevildikçe tamamlanır insan zaten. Çünkü bilirim en güçlüsü bile günü geldiğinde sırtını başka birine yaslayabilmek ister. Konuşmak ve yargılanmamak ister. Saf sevgi iyi bir dinleyicidir. Sözcüklerini gözlerine bakarken ezberlemeye çalışır. Mimiklerini tartar, anlarını kıyaslar, seni anlamlandırmaya adar vaktini kimi zaman.
Her an enerjik, her an sağlıklı, her an mutlu ve her an kusursuz olamayız. Kaldı ki tüm bunlar görecelidir. Senin kusur saydığın karşındakinin yüzünde bir tebessüm oluşturabilir. Mutlu bir ömür geçiremez kimse. Ama mutlu anlarımız, huzurlu günlerimiz olacaktır. Bir o kadar düşecek her şeye de rağmen kalkmayı bileceğiz. Bir gün gelecek gücümüz tükenecek o zaman toprak mevsimini tadacağız.
Zamanın elçisiyiz, yaşamın fıkrası, sabahları güneşin doğduğu kentiz kimi vakitlerde. Ben bu uzun görünen bir o kadar su gibi misalsiz ve akışkan ömrümde durmaksızın sevmek istiyorum. Tertemiz pudra kokularını anımsatmak, zarif bir melodiye eşlik etmek istiyorum. Şiir gibi kafiyeli geçiyor zaman sevmek içtenliği getiriyor ardından. Nefesinde bir derinlik, ritminde bir düzensizlik ile yaşamak büyülü geliyor ruhuna. Bir sanatkar edası ile nakışlar bırakıyorsun sağda solda. Sabırla, bazense tüm fevriliğinle düşe kalka büyüyorsun. Gerçekten sevgiyi en savunmasız ve en yaralı vaktinde tadıyorsun. Bir kurtarıcı gibi gönlünü iyileştiriyor bu his. Ne vakit geçerse geçsin üzerinden, anılar veya kişiler bile silinse defterinden kokusu kalıyor içinde bir yerlerde. İnsan sevildikçe seviyor. Şefkat iyiyi gösteriyor dosdoğru. O zaman anlamsız geliyor herkesin gördüğü eşyalar ve yerler. Bakışı değişiyor insanın dünyaya. Anlamlandırıyor her bir anı çoğu zaman. Kararında ve ayarında değil fazlaca, tartmadan, dolu dolu akıtıyor ruhunu. Kifayetsiz anları biriktiriyor sepetine. Yeşeriyor yeşilliklerden bir orman. Açıyor çiçekler, bahçen kokuyor misler gibi. Anlıyorsun o zaman herkese nasip olmaz bu sezgi. Çünkü sözler değildir yalnızca insanın derdi.
Saf sevgi iyileştirir yara açmaz, yormaz. Her zorluğa çaredir, her tükenişe deva. Sarma geri başa, anı yaşa. Verildiyse bu nimet sana, şans ver kendin olmak için en azından bir defa.
MİRA KIZILKAYA
Sevgi kusur görmez. Eksiklik bilmez. Saf sevgi değiştirmez değinir. Kabul eder her anını, zamanını, hatalarını. Kucak açar yorgunluğuna, darbelerine ve hatta dolan gözlerine. Sevilmek için tam olmak gerekmez. Sevildikçe tamamlanır insan zaten. Çünkü bilirim en güçlüsü bile günü geldiğinde sırtını başka birine yaslayabilmek ister. Konuşmak ve yargılanmamak ister. Saf sevgi iyi bir dinleyicidir. Sözcüklerini gözlerine bakarken ezberlemeye çalışır. Mimiklerini tartar, anlarını kıyaslar, seni anlamlandırmaya adar vaktini kimi zaman.
Her an enerjik, her an sağlıklı, her an mutlu ve her an kusursuz olamayız. Kaldı ki tüm bunlar görecelidir. Senin kusur saydığın karşındakinin yüzünde bir tebessüm oluşturabilir. Mutlu bir ömür geçiremez kimse. Ama mutlu anlarımız, huzurlu günlerimiz olacaktır. Bir o kadar düşecek her şeye de rağmen kalkmayı bileceğiz. Bir gün gelecek gücümüz tükenecek o zaman toprak mevsimini tadacağız.
Zamanın elçisiyiz, yaşamın fıkrası, sabahları güneşin doğduğu kentiz kimi vakitlerde. Ben bu uzun görünen bir o kadar su gibi misalsiz ve akışkan ömrümde durmaksızın sevmek istiyorum. Tertemiz pudra kokularını anımsatmak, zarif bir melodiye eşlik etmek istiyorum. Şiir gibi kafiyeli geçiyor zaman sevmek içtenliği getiriyor ardından. Nefesinde bir derinlik, ritminde bir düzensizlik ile yaşamak büyülü geliyor ruhuna. Bir sanatkar edası ile nakışlar bırakıyorsun sağda solda. Sabırla, bazense tüm fevriliğinle düşe kalka büyüyorsun. Gerçekten sevgiyi en savunmasız ve en yaralı vaktinde tadıyorsun. Bir kurtarıcı gibi gönlünü iyileştiriyor bu his. Ne vakit geçerse geçsin üzerinden, anılar veya kişiler bile silinse defterinden kokusu kalıyor içinde bir yerlerde. İnsan sevildikçe seviyor. Şefkat iyiyi gösteriyor dosdoğru. O zaman anlamsız geliyor herkesin gördüğü eşyalar ve yerler. Bakışı değişiyor insanın dünyaya. Anlamlandırıyor her bir anı çoğu zaman. Kararında ve ayarında değil fazlaca, tartmadan, dolu dolu akıtıyor ruhunu. Kifayetsiz anları biriktiriyor sepetine. Yeşeriyor yeşilliklerden bir orman. Açıyor çiçekler, bahçen kokuyor misler gibi. Anlıyorsun o zaman herkese nasip olmaz bu sezgi. Çünkü sözler değildir yalnızca insanın derdi.
Saf sevgi iyileştirir yara açmaz, yormaz. Her zorluğa çaredir, her tükenişe deva. Sarma geri başa, anı yaşa. Verildiyse bu nimet sana, şans ver kendin olmak için en azından bir defa.
MİRA KIZILKAYA







