H2O hikaye (6)
6.BÖLÜM
Yatağımda uykuya dalmak için kıvranarak uzun saatler geçirdim. Midem bulanıyordu ve moralim yerle bir olmuştu. Luca'ya zerre kadar değer vermesemde o hareketleri, sözleri beni üzmeye yetmişti. Belki de bir gün onunla oturup benden neden nefret ettiği hakkında ciddi bir konuşma yapabilirdik. Çünkü artık aramızdaki gerilime sabretmekte zorlanıyordum ama o asla yanaşmazdı. Aramıza bir bariyer kurar ve onun arkasından beni ezerdi. Gözlerimi tavana diktim. Kahretsin kendimi çok kötü hissediyordum. Mutfaktaki o görüntüleri gözümün önünden gitmiyordu. Hayatımda kimse beni onun kadar üzmemişti.
Yatağımdan doğrulmaya çalışınca yatarken hissetmediğim bir baş ağrısı nüksetti. Kaşlarımı çattım. Bir elimi dağınık saçlarıma götürürken diğer elimle gözlerimi ovuşturdum. Dijital saat 7.00 'ı gösteriyordu. Yarı uykuda yarı uyanık geçirdiğim gece karnımı yeterince acıktırmıştı. Mutfağa yöneldim. Meraklı bir ifadeyle küçük buzdolabını açtım. Önünde dikilirken şirketin bize yememiz için ne bıraktığına baktım.
Bir torba zeytin, birkaç paket peynir, birkaç kutu jambon, iri salatalıklar, birkaç meyve, dolu bir yumurtalık. Ve evet, içki falan yoktu. Zihnimi boğan düşüncelerimi unutmaya çalıştım. Buradakilerle iyi bir kahvaltı hazırlayabilirdim. Elim yumurtalara gitti ve iki tanesini aldım. Tam tezgaha yöneliyordum ki ellerimdeki yumurtalara bakarak duraksadım. Bu sadece bana yeterdi. Diğerlerine kahvaltı hazırlamak istiyor muydum? Hayır. Ama masanın ortasında beni kahvaltı yaparken görmeleri hiç iyi olmazdı. Buzdolabını açıp birkaç tane daha yumurta aldım ve bir tava bulmaya koyuldum. Şöyle nefis, yumuşacık, peynirli bir omlet yapacaktım. Tavayı bulduğumda tam ocağın üstüne koyuyordum ki mutfak kapısı açıldı. Gelen Rikkie idi.
Bana laf atsa bile sakin olacağım dedim kendi kendime. Meraklı bir edayla içeri girdi ve ilk defa yüzünde sert bir ifade yoktu. Bunu fırsat bilerek "Günaydın" dedim. Onun da bana günaydın demesini beklemiyordum tabiki. Başka bir şey söyledi.
"Şu Hektor beni çıldırtacak, diştelinin düşen parçasını bulmaya yardım etmemi istiyor. Bu çocuk cidden kaçık."
Elimdeki yumurtalara baktı.
"Eh, bende yardım edilecek daha iyi şeyler olduğunu düşündüm."
Kendimi gülümsemeye zorladım.
"Tabii, salatalık doğrayabilirsin."
Gülümsememe karşılık verdi.
"Zeytin yıkayacağım."
Gülümsemem soldu. İlla orta yolu bulmamıza engel olmak zorunda mıydı?
"Pekala, salatalıkları ben hallederim."
dedim usulca.
Yanyana sessizce kahvaltı hazırlamaya koyulduk. İkimizde tek kelime etmiyorduk. Aslında konuşmak istemiyordum ama dün ben gittikten sonra ne olduğunu da merak ediyordum. Herneyse konuşmayacaktım. Zaten yanımdaki pek düşündüğüm tarz biri olmadığını belli ediyordu. Yumurtaları dikkatlice bir kasenin içine kırdım. Üzerine biraz tuz serpip çırpmaya başladım. Yumurtalar kasede sallanarak adeta dans edercesine birbirine karıştı. Kaseyi kaldırıp tavaya her yerine dağılacak şekilde boşalttım. Yumurtayı pişirmeye başladığımda mırıldanarak şarkı söylememi durdurmaya çalıştım. Rikkie garipseyebilirdi. Zeytinleri kaselere doldurmuş ve peyniri doğrarken yumurtaya göz attı. Ardından bana bakarken yüzü ifadesizdi. Gözlerimi tavaya indirip yumurtanın üst kısmında küçük gözenekler olduğunu farkedince tebessüm ettim ve Rikkie' ye seslendim.
"Hey, bence bunu görmelisin."
Bana döndüğünde tavanın sapından tutarak, tavayı hızla havaya kaldırdım. İçinden sıçrayarak fırlayan yumurta ters dönerek tavaya düştüğünde "Evet!" diye bağırdım. Rikkie' ye baktığımda artık güleceğini veya beğeneceğini düşünmüştüm ama dudaklarını buruşturup bana aptalmışım gibi baktı.
"Annem daha iyi yapardı."
Gözlerimi devirirken yüksek sesle iç çektim. Neden kimseyi memnun edemiyordum?
Önüme döndüm ve sessizce yumurtayı pişirdim. 10 dakika kadar yan yana kahvaltı hazırlayıp masayı doldurduk. En son Rikkie diğerlerini çağırmaya gitmişken ben ıhlamur yapıyordum. Kaynarken o muhteşem kokusunu içime çektim. Çayı güzelce süzdükten sonra biraz balla karıştırıp bardaklara paylaştırdım. Hepsini masaya koyduğumda manzaraya uzaktan bir baktım. Çok güzel görünüyordu. Belki de ben çok aç olduğum için öyle görüyordum, bilmiyorum ama iştah açıcı olduğu kesindi. Bu kahvaltı her şeyin düzelmesine vesile olabilirdi. Belki Rosalyn' in hakkımdaki düşünceleri değişir, Luca omleti yerken bana hakaret etmezdi. Gerçi ikincisinden emin değildim. İçimden bir ses neden onları memnun etmeye çalıştığımı sorgularken onu susturmaya çalıştım. Rosalyn ona hiçbir şey yapmadığım halde beni sevmemişti üstelik Rikkie'nin aksine bunu belli etmeyecek kadar da sinsiydi. Her ne kadar kabul etmek istemesem de belki de Luca kızların kendisi hakkında düşündükleri konusunda haklıydı ve ne yaparsam yapayım Luca etrafında olduğu sürece Rosalyn beni sevmeyecekti.
Masayı dalgınlıkla izlerken Stephanie' nin "Günaydın!" sesiyle irkildim. Enerjisi yüksek, her zamanki gibi neşeliydi. Onun mimiklerini taklit etmeye çalışarak "Sana da" dedim. Arkasından yavaş adımlarla Rosalyn ve diğerleri girdi ve Rosalyn bana gülümsedi. Şaşırdım ama karşılık vermedim. Hepimiz sandalyelere oturduk. Luca hiç bana bakmadan tabağına gömüldü. En azından bir teşekkür edebilir veya ellerine sağlık diyebilirdi. İçten içe hala ondan nezaket göstermesini beklediğime hayret ettim. Etrafıma baktım. Rosalyn peyniri küçük parçalara bölerken Rikkie hiçbir şey yemiyor çatalını almış yumurtayla oynuyordu. Hektor ise iştahla yemekle meşguldü ve ona baktığımı farketmiş olacak ki kafasını kaldırdı. Göz göze geldiğimizde benim ona bakmama rağmen gözlerini ilk kaçıran o oldu. Tabağına bakarak kekeledi:
"E-ellerine sağlık Hannah. Çok güzel olmuş."
"Afiyet olsun." dedim neşeli bir ses tonuyla. Keyfim yerine gelmişti. İştahla tabağımdakileri bitirirken Rosalyn bana dönüp "Hannah" dedi.
Ona baktım. Yüzü üzgün duruyordu.
"Dün gece için kusura bakma, hakkında öyle dediğim için pişmanım. Artık öyle düşünmüyorum. Luca da aynı şekilde."
Luca tek kaşını kaldırıp ona anlamayan bir bakış attı.
İçimde bir mutluluk kıvılcımı belirdi. Nedense umursadığım bir durum olmadığına kendimi ikna etmeye çalışmıştım ama böyle demesine çok sevinmiştim. Ona gülümsedim.
"Sorun değil, geçti."
Bana bakarken çayını yudumladı
"Evet artık umarım iyi anlaşırız. Ah! bu da ne!?"
Ben ne olduğunu anlamaya çalışırken bardağı sertçe masaya vurup içtiği çayı tabağına tükürdü. Her yer çay oldu.
"Neler oluyor?" derken dilini çıkardı ve öğürmeye başladı. Luca da şaşkın bir ifadeyle onu izlerken tükürmeye devam ediyordu, gözlerinden yaş geldi. Tabağına baktığımda ince deri gibi uzun bir şeyin durduğunu gördüm. Hala idrak edemiyordum. Rosalyn bağırmaya başladı:
"Sen! Sen bunu nasıl yaparsın?!"
"B-ben ne-"
"Ah inanamıyorum ben de aramızı düzeltmek için yaptığını sanmıştım! Sen nasıl bir insansın!"
"Ben ne dediğini anlamıyorum-"
"Çayımın içine o, o iğrenç dökülen derini koymuşsun. Herkesin önünde burnumdan geldi resmen, bu nasıl bir rezalet!"
Luca bir elini ağzına götürürken Rikkie "Çok iğrenç" dedi.
"Ben yapmadım!" dedim haykırırcasına. Rosalyn sandalyeyi hızla yere attı. Yüzü öfkeden morarmıştı. Musluğa yönelip eğilerek kusmaya çalıştı. Rikkie yanına gidip sırtını ovalarken bana çıkıştı:
"Mide bulandırıcısın! Bir de seninle kahvaltı hazırladığıma inanamıyorum. Nasıl ben fark etmeden yapabildin?"
"Ben hiçbir şey yapmadım!"
Sesim ağlamaklı çıkmıştı. Nefesim kesildi.
"Şimdi de ağlayacak mısın? Hayatımda senin gibi bir insan görmedim. Pardon insan mı demeliydim? Aptal bir ucubesin sen!"
"Hayır" diye bağırırken kelimelerim birbirine karıştı. Beynim bir neden ararken gözlerim ağzı açık bir şekilde bizi seyreden Luca' ya takıldı.
"O yaptı!" dedim sert bir sesle.
Luca kaşlarını kaldırarak şaşırmış göründü.
"Ne?!"
"Sen yaptın! Çünkü..."
derin bir nefes alıp söyleyeceklerimi kafamda toparlamaya çalıştım.
"Çünkü bir kere bacağım yara olduğunda düşen kabuğu alıp cebine atmıştın? Bu o!"
Luca' nın ağzından bir kahkaha koptu.
"Eğer 12 yaşında yaptığımdan bahsediyorsan, evet kesinlikle ben yaptım."
Gülerek sandalyesinden kalkıp Rosalyn' e doğru giderken "Sen delirmişsin" dedi. Rosalyn öksürüyor arada küfürler mırıldanıyordu. Sinir katsayım yükselirken ellerim titredi. Elimdeki bardakla yerimden kalkarken sesimi çıkarmaya çalıştım.
"A-ama diğer çaylarda yok. Diğerlerinde de olurdu. Yani...Ben yapmadım. L-Luca yaptı!"
Rikkie bana gülerken Luca' nın "Yeter artık!" diye bağırmasıyla yerimden sıçladım ve elimdeki bardak yere düşüp parçalara ayrılıverdi. Herkes bir kez daha şok olurken sinirden boğazımdan bir inilti sesi çıktı. Rikkie' de Luca' ya katıldı.
"Lütfen bize bir iyilik yap ve kendini denize at."
Hala acımasızca üzerime geliyordu.
Tekrar "Ben yapmadım" diyordum ki Rosalyn ve Rikkie aynı anda "Kes sesini!" diye bağırdılar. Kafamı geriye attım. Zihnim haksızlık olduğuna katlanamıyor, konuşmam için yalvarıyordu. Arkama baktım.
"Ben değilim diyorum size. Stephanie bir şey söyle!"
Stephanie şaşkın bir ifadeyle bizi izliyordu. Yanıma yaklaşarak:
"Hannah, sakin ol. Belki de kabul etmelisin." dedi.
"Ne?" dedim acınası bir ses tonuyla.
Çıldıracak gibi oldum. Kontrolü kaybetmek üzereydim. Bir hışımla omzumu Stephanie' nin elinin altından çektim. Yere eğilip hızla cam parçalarını toplamaya başladım. Bir kaç büyük parçaya ayrılmıştı. Hepsini elimi kesmesini umursamadan kavradım ve ayağa kalktım. Tekrar aynı şeyleri söyledim.
"Ben yapmadım."
Rosalyn kulaklarımı sağır edecek derecede bağırarak üstüme yürüdü.
"Hemen defol buradan yoksa seni o çukura atarım!"
Hızlı adımlarla bana doğru gelirken Rikkie onu kolundan yakaladı -"boşver değmez" dediğini işittim-
Ama Rosalyn durmayacaktı. Stephanie ve Luca da araya girdi. Hektor da ayaklanıp "Yapmayın" diyordu ama onu umursayan yoktu. Şok geçiyordum. Bu haksızlık diye bağırmak istiyordum ama bu sefer Rosalyn' i tutamayacaklarından korktum. Dişlerimi sıkarken aynı şeyi parmaklarımla da yapmış olacaktım ki avuçlarımda derin bir acı hissettim. Elimi gevşettiğimde cam parçasının derin bir kesik oluşturduğunu gördüm. Avuçlarıma yayılan kanın parmaklarıma bulaşmasıyla ellerim kıpkırmızı oldu. Ağlamam için mantıklı olduğunu düşündüğüm bir sebep ortaya çıkmıştı çünkü artık dayanamıyordum. Ellerimi birbirine dokundurduğumda canım daha çok yandı ve hızla ellerimi tişörtüme bastırdım ve orası da kırmızı renge büründü. Rosalyn ' i tutmaya çalışan Luca' nın gözleri bana kaydı.
"Hey! Sana ne oldu?"
Dudağımı büzüştürüp arkamı döndüm ve akan göz yaşlarımı görmemesini umarak koridora koştum.
Odaya girip kapıyı çarptığımda boğazımdan kopan hıçkırıkları durduramadım. "Ben yapmadım!" diye bağırdım kendi kendime kapıya tekme savururken.
Ben yapmadım, ben yapmadım, ben yapmadım! Bu haksızlıktı. Neden kendimi ifade edemiyorum? Kelimeler boğazımı tırmalıyor, zihnim söylemem gereken sözleri haykırıyordu. Kötü bir niyetim yoktu. Sadece benden nefret etmesinler istemiştim, belki bir kahvaltıyla her şeyi düzeltebilirim sanmıştım. Tek istediğim biraz kibarlıktı ama insanlarda anlayış kavramının olmadığı her seferinde yüzüme sert bir şekilde çarpıyordu. Yere çömeldim. Dizlerimi kendime çekip bir top gibi küçüldüm. Kanlı ellerimi saçlarıma götürdüm. Kesik kesik ağlarken bir yandan ileri geri sallandım. Kimse beni sevmiyordu. Hiçkimse! Her şey tahmin ettiğimden daha kötü gitmişti.
Belki de başından beri bu işe hiç girişmemeliydim. Belki de başından beri bu akademiye gelmemeliydim. Sırf daha iyi bir akademiye kabul edilemem gibi saçma kaygılara kapılmayı bırakıp Luca'nın beni havuza attığı ilk andan sonra bu takımdan vazgeçmeliydim. Stephanie ve Charlotte'ı seviyor olmam bile orada durmayı anlamlı hale getiremezdi. Onlar dalgıç olmanın bir parçası değildi. Bu eziyete katlanmak zorunda değildim. Başka bir akademide de başarılı bir dalgıç olabilirdim. Hem bu şekilde kazandığım her madalyanın ardından Luca'nın zorbalıklarına maruz kalıp da en mutlu olmam gereken günleri ağlayarak geçiriyor oluşum da sona ererdi.
Kapının aralanarak açılmasıyla kendime geldim. Kızarmış gözlerimi elimin tersiyle silip çaresizce kafamı kaldırdığımda Luca'nın yüzünü gördüm.
Yine kan beynime sıçradı.
Beş dakika geçmemişti bile. Laflarını işitmeye tahamülüm yoktu. Bir hışımla yerimden doğrulup hırsımı bastıramadan üstüne gittim. Bir yandan ağlamamı tutamadan göğsüne bir yumruk indirirken diğer yandan "Bana bunu neden yaptın?!" diye bağırdım. Bu ellerimi daha çok acıttı ve o sarsılmadı bile. Nefes alamıyordum. Ardı ardına göğsüne yumruklar savurdum. Elimi acıtacak kadar sertti ama umursamadan hıçkırmaya başladım. O ise hiçbir şey yapmadan öylece duruyordu. Dakikalarca ona vurdum ve göz yaşlarımdan yüzünü göremiyordum. O da hiçbir şey söylemiyordu. Sonunda hırsım biraz olsun geçtiğinde, uykusuzluktan ve bunca gerginlikten bitkin düşüp başımı göğsüne dayadım. "Bana bunu neden yaptın?" dedim fısıldayarak. Ağlamaklı ses tonumla birlikte bir titreme hissettim. Bunun o mu ben mi olduğunu idrak edemedim. Sonunda kendimi fazla güçsüz hissedince geri çekildim ve olduğum yerde çömelerek yere oturdum. Pekala, şu an daha güçsüz görünüyordum. Gözlerimi ovuşturup yaşlardan kurtulduktan sonra ona baktığımda yüzünde acıyan bir ifade gördüm. Tuhaf bir şekilde buna sevindim çünkü her zaman o duygusuz, sert ifadesini görmekten usanmıştım. Usulca yanıma yaklaşıp yere oturdu. Şaşkınlığımı gizlemeye çalışmadım.
"Ellerin kanıyor." dedi avuçlarıma bakarak. Burnumu çekip hiçbir şey söylemedim. Uzanıp elimi avucuna almak istedi ama izin vermedim. Hızla geri çekilip bağırmaya başladım.
"Dokunma bana! Seni yalancı pislik!"
Öfkem geri dönmüştü. Şu an tırnaklarımı boğazına geçirebilirdim.
Sözlerimi hiç duymamış gibi gözlerini benden alıp duvara dikti.
"Rikkie yaptı." dedi soğuk bir ses tonuyla.
Afalladım.
"Ne?"
"Şunu anlaman gerek. Ben yapmadım çünkü..." dedi elini cebine atarak.
"Çünkü bu hala bende."
Cebinden çıkardığı kabuğumsu şeyi bana uzattı.
"Bu benim mi?"
"Evet senin ve o çayın içindeki hakkında hiçbir fikrim yok."
Kabuğu alıp inceledim, morumsu bir renk almıştı ve pula benziyordu. Çürümüş olduğunu düşündüğümde midem bulandı ve yere fırlattım. Ona döndüm.
"Ama neden?"
"Onunla kahvaltı hazırlayan sendin. Sen bileceksin." dedi.
Yine eski sert tonu gelmişti. Ben hala kafamda bir şeyleri oturtmaya çalışırken doğruldu ve kapıya yöneldi. Kısık bir sesle "Bekle!" dedim ama kapıyı çarparak çıktı. Daha ona neden bu zamana kadar bunu bir mücevhermiş gibi sakladığını soracaktım. Gözlerimi yerdeki kan izlerine çevirdim. Avuçlarımdaki acı ve ıslaklık artmıştı. Hiçbir yere dokunmamaya gayret ederek yerden kalktım. Bir süre başımı kapıya yasladım. Ses yoktu. Koridorun boş olduğunu umarak kapıyı açtım. Tam karşımda tuvalet vardı. Oraya girip ellerime ve üstüme baktım. Ardından aynadaki yüzüme. Saçlarım dağılmış suratım kızarmıştı.
Rikkie bunu neden yapmıştı? Neden benden nefret ediyorlardı? Ama bunları sorarak kendime işkence yapmayacaktım. Onlarla anladıkları şekilde konuşacaktım. Elimin tersiyle musluğu açıp ellerime su tuttum. Kesikler tahmin ettiğim kadar korkunç durmuyorlardı ama büyüklerdi ve çok kanamışlardı. Yaralı avuçlarıma su doldurup yüzüme çarptım. Duvardaki acil durum kutusundan bandaj ve alkol çıkardım. Ellerime önce alkol döküp sonra da bandajla sardım. Sol elime geçince biraz daha zorlandım çünkü bandaj parmaklarımı bükmemi engelliyordu. Bandajla olan savaşımı zaferle tamamlayıp kapıyı açtım. Kilitlenme bölümünün olduğu odanın boş olduğunu umuyordum. Kimseyi görmek istemiyordum çünkü. Kilitleme bölümüne gidip camların olduğunu duvarın önüne oturdum. Denizaltının hızlandığını hissedince hafif yalpaladım. Sırtımı duvara iyice yasladım. Kafamı hafif yukarı kaldırdım.
Ben ucube değilim. Değilim! Bir yandan kendimi inandırmaya çalıştığımı fark ettiğimde hafifçe irkildim. Bu hastalık için yapabileceğim bir şey yoktu. Ama pulları mümkün olduğunca gizlemek kıyafetlerimin içine tayt giyebilirdim. En azından kimse yerde pul görmezdi.
Yatağımda uykuya dalmak için kıvranarak uzun saatler geçirdim. Midem bulanıyordu ve moralim yerle bir olmuştu. Luca'ya zerre kadar değer vermesemde o hareketleri, sözleri beni üzmeye yetmişti. Belki de bir gün onunla oturup benden neden nefret ettiği hakkında ciddi bir konuşma yapabilirdik. Çünkü artık aramızdaki gerilime sabretmekte zorlanıyordum ama o asla yanaşmazdı. Aramıza bir bariyer kurar ve onun arkasından beni ezerdi. Gözlerimi tavana diktim. Kahretsin kendimi çok kötü hissediyordum. Mutfaktaki o görüntüleri gözümün önünden gitmiyordu. Hayatımda kimse beni onun kadar üzmemişti.
Yatağımdan doğrulmaya çalışınca yatarken hissetmediğim bir baş ağrısı nüksetti. Kaşlarımı çattım. Bir elimi dağınık saçlarıma götürürken diğer elimle gözlerimi ovuşturdum. Dijital saat 7.00 'ı gösteriyordu. Yarı uykuda yarı uyanık geçirdiğim gece karnımı yeterince acıktırmıştı. Mutfağa yöneldim. Meraklı bir ifadeyle küçük buzdolabını açtım. Önünde dikilirken şirketin bize yememiz için ne bıraktığına baktım.
Bir torba zeytin, birkaç paket peynir, birkaç kutu jambon, iri salatalıklar, birkaç meyve, dolu bir yumurtalık. Ve evet, içki falan yoktu. Zihnimi boğan düşüncelerimi unutmaya çalıştım. Buradakilerle iyi bir kahvaltı hazırlayabilirdim. Elim yumurtalara gitti ve iki tanesini aldım. Tam tezgaha yöneliyordum ki ellerimdeki yumurtalara bakarak duraksadım. Bu sadece bana yeterdi. Diğerlerine kahvaltı hazırlamak istiyor muydum? Hayır. Ama masanın ortasında beni kahvaltı yaparken görmeleri hiç iyi olmazdı. Buzdolabını açıp birkaç tane daha yumurta aldım ve bir tava bulmaya koyuldum. Şöyle nefis, yumuşacık, peynirli bir omlet yapacaktım. Tavayı bulduğumda tam ocağın üstüne koyuyordum ki mutfak kapısı açıldı. Gelen Rikkie idi.
Bana laf atsa bile sakin olacağım dedim kendi kendime. Meraklı bir edayla içeri girdi ve ilk defa yüzünde sert bir ifade yoktu. Bunu fırsat bilerek "Günaydın" dedim. Onun da bana günaydın demesini beklemiyordum tabiki. Başka bir şey söyledi.
"Şu Hektor beni çıldırtacak, diştelinin düşen parçasını bulmaya yardım etmemi istiyor. Bu çocuk cidden kaçık."
Elimdeki yumurtalara baktı.
"Eh, bende yardım edilecek daha iyi şeyler olduğunu düşündüm."
Kendimi gülümsemeye zorladım.
"Tabii, salatalık doğrayabilirsin."
Gülümsememe karşılık verdi.
"Zeytin yıkayacağım."
Gülümsemem soldu. İlla orta yolu bulmamıza engel olmak zorunda mıydı?
"Pekala, salatalıkları ben hallederim."
dedim usulca.
Yanyana sessizce kahvaltı hazırlamaya koyulduk. İkimizde tek kelime etmiyorduk. Aslında konuşmak istemiyordum ama dün ben gittikten sonra ne olduğunu da merak ediyordum. Herneyse konuşmayacaktım. Zaten yanımdaki pek düşündüğüm tarz biri olmadığını belli ediyordu. Yumurtaları dikkatlice bir kasenin içine kırdım. Üzerine biraz tuz serpip çırpmaya başladım. Yumurtalar kasede sallanarak adeta dans edercesine birbirine karıştı. Kaseyi kaldırıp tavaya her yerine dağılacak şekilde boşalttım. Yumurtayı pişirmeye başladığımda mırıldanarak şarkı söylememi durdurmaya çalıştım. Rikkie garipseyebilirdi. Zeytinleri kaselere doldurmuş ve peyniri doğrarken yumurtaya göz attı. Ardından bana bakarken yüzü ifadesizdi. Gözlerimi tavaya indirip yumurtanın üst kısmında küçük gözenekler olduğunu farkedince tebessüm ettim ve Rikkie' ye seslendim.
"Hey, bence bunu görmelisin."
Bana döndüğünde tavanın sapından tutarak, tavayı hızla havaya kaldırdım. İçinden sıçrayarak fırlayan yumurta ters dönerek tavaya düştüğünde "Evet!" diye bağırdım. Rikkie' ye baktığımda artık güleceğini veya beğeneceğini düşünmüştüm ama dudaklarını buruşturup bana aptalmışım gibi baktı.
"Annem daha iyi yapardı."
Gözlerimi devirirken yüksek sesle iç çektim. Neden kimseyi memnun edemiyordum?
Önüme döndüm ve sessizce yumurtayı pişirdim. 10 dakika kadar yan yana kahvaltı hazırlayıp masayı doldurduk. En son Rikkie diğerlerini çağırmaya gitmişken ben ıhlamur yapıyordum. Kaynarken o muhteşem kokusunu içime çektim. Çayı güzelce süzdükten sonra biraz balla karıştırıp bardaklara paylaştırdım. Hepsini masaya koyduğumda manzaraya uzaktan bir baktım. Çok güzel görünüyordu. Belki de ben çok aç olduğum için öyle görüyordum, bilmiyorum ama iştah açıcı olduğu kesindi. Bu kahvaltı her şeyin düzelmesine vesile olabilirdi. Belki Rosalyn' in hakkımdaki düşünceleri değişir, Luca omleti yerken bana hakaret etmezdi. Gerçi ikincisinden emin değildim. İçimden bir ses neden onları memnun etmeye çalıştığımı sorgularken onu susturmaya çalıştım. Rosalyn ona hiçbir şey yapmadığım halde beni sevmemişti üstelik Rikkie'nin aksine bunu belli etmeyecek kadar da sinsiydi. Her ne kadar kabul etmek istemesem de belki de Luca kızların kendisi hakkında düşündükleri konusunda haklıydı ve ne yaparsam yapayım Luca etrafında olduğu sürece Rosalyn beni sevmeyecekti.
Masayı dalgınlıkla izlerken Stephanie' nin "Günaydın!" sesiyle irkildim. Enerjisi yüksek, her zamanki gibi neşeliydi. Onun mimiklerini taklit etmeye çalışarak "Sana da" dedim. Arkasından yavaş adımlarla Rosalyn ve diğerleri girdi ve Rosalyn bana gülümsedi. Şaşırdım ama karşılık vermedim. Hepimiz sandalyelere oturduk. Luca hiç bana bakmadan tabağına gömüldü. En azından bir teşekkür edebilir veya ellerine sağlık diyebilirdi. İçten içe hala ondan nezaket göstermesini beklediğime hayret ettim. Etrafıma baktım. Rosalyn peyniri küçük parçalara bölerken Rikkie hiçbir şey yemiyor çatalını almış yumurtayla oynuyordu. Hektor ise iştahla yemekle meşguldü ve ona baktığımı farketmiş olacak ki kafasını kaldırdı. Göz göze geldiğimizde benim ona bakmama rağmen gözlerini ilk kaçıran o oldu. Tabağına bakarak kekeledi:
"E-ellerine sağlık Hannah. Çok güzel olmuş."
"Afiyet olsun." dedim neşeli bir ses tonuyla. Keyfim yerine gelmişti. İştahla tabağımdakileri bitirirken Rosalyn bana dönüp "Hannah" dedi.
Ona baktım. Yüzü üzgün duruyordu.
"Dün gece için kusura bakma, hakkında öyle dediğim için pişmanım. Artık öyle düşünmüyorum. Luca da aynı şekilde."
Luca tek kaşını kaldırıp ona anlamayan bir bakış attı.
İçimde bir mutluluk kıvılcımı belirdi. Nedense umursadığım bir durum olmadığına kendimi ikna etmeye çalışmıştım ama böyle demesine çok sevinmiştim. Ona gülümsedim.
"Sorun değil, geçti."
Bana bakarken çayını yudumladı
"Evet artık umarım iyi anlaşırız. Ah! bu da ne!?"
Ben ne olduğunu anlamaya çalışırken bardağı sertçe masaya vurup içtiği çayı tabağına tükürdü. Her yer çay oldu.
"Neler oluyor?" derken dilini çıkardı ve öğürmeye başladı. Luca da şaşkın bir ifadeyle onu izlerken tükürmeye devam ediyordu, gözlerinden yaş geldi. Tabağına baktığımda ince deri gibi uzun bir şeyin durduğunu gördüm. Hala idrak edemiyordum. Rosalyn bağırmaya başladı:
"Sen! Sen bunu nasıl yaparsın?!"
"B-ben ne-"
"Ah inanamıyorum ben de aramızı düzeltmek için yaptığını sanmıştım! Sen nasıl bir insansın!"
"Ben ne dediğini anlamıyorum-"
"Çayımın içine o, o iğrenç dökülen derini koymuşsun. Herkesin önünde burnumdan geldi resmen, bu nasıl bir rezalet!"
Luca bir elini ağzına götürürken Rikkie "Çok iğrenç" dedi.
"Ben yapmadım!" dedim haykırırcasına. Rosalyn sandalyeyi hızla yere attı. Yüzü öfkeden morarmıştı. Musluğa yönelip eğilerek kusmaya çalıştı. Rikkie yanına gidip sırtını ovalarken bana çıkıştı:
"Mide bulandırıcısın! Bir de seninle kahvaltı hazırladığıma inanamıyorum. Nasıl ben fark etmeden yapabildin?"
"Ben hiçbir şey yapmadım!"
Sesim ağlamaklı çıkmıştı. Nefesim kesildi.
"Şimdi de ağlayacak mısın? Hayatımda senin gibi bir insan görmedim. Pardon insan mı demeliydim? Aptal bir ucubesin sen!"
"Hayır" diye bağırırken kelimelerim birbirine karıştı. Beynim bir neden ararken gözlerim ağzı açık bir şekilde bizi seyreden Luca' ya takıldı.
"O yaptı!" dedim sert bir sesle.
Luca kaşlarını kaldırarak şaşırmış göründü.
"Ne?!"
"Sen yaptın! Çünkü..."
derin bir nefes alıp söyleyeceklerimi kafamda toparlamaya çalıştım.
"Çünkü bir kere bacağım yara olduğunda düşen kabuğu alıp cebine atmıştın? Bu o!"
Luca' nın ağzından bir kahkaha koptu.
"Eğer 12 yaşında yaptığımdan bahsediyorsan, evet kesinlikle ben yaptım."
Gülerek sandalyesinden kalkıp Rosalyn' e doğru giderken "Sen delirmişsin" dedi. Rosalyn öksürüyor arada küfürler mırıldanıyordu. Sinir katsayım yükselirken ellerim titredi. Elimdeki bardakla yerimden kalkarken sesimi çıkarmaya çalıştım.
"A-ama diğer çaylarda yok. Diğerlerinde de olurdu. Yani...Ben yapmadım. L-Luca yaptı!"
Rikkie bana gülerken Luca' nın "Yeter artık!" diye bağırmasıyla yerimden sıçladım ve elimdeki bardak yere düşüp parçalara ayrılıverdi. Herkes bir kez daha şok olurken sinirden boğazımdan bir inilti sesi çıktı. Rikkie' de Luca' ya katıldı.
"Lütfen bize bir iyilik yap ve kendini denize at."
Hala acımasızca üzerime geliyordu.
Tekrar "Ben yapmadım" diyordum ki Rosalyn ve Rikkie aynı anda "Kes sesini!" diye bağırdılar. Kafamı geriye attım. Zihnim haksızlık olduğuna katlanamıyor, konuşmam için yalvarıyordu. Arkama baktım.
"Ben değilim diyorum size. Stephanie bir şey söyle!"
Stephanie şaşkın bir ifadeyle bizi izliyordu. Yanıma yaklaşarak:
"Hannah, sakin ol. Belki de kabul etmelisin." dedi.
"Ne?" dedim acınası bir ses tonuyla.
Çıldıracak gibi oldum. Kontrolü kaybetmek üzereydim. Bir hışımla omzumu Stephanie' nin elinin altından çektim. Yere eğilip hızla cam parçalarını toplamaya başladım. Bir kaç büyük parçaya ayrılmıştı. Hepsini elimi kesmesini umursamadan kavradım ve ayağa kalktım. Tekrar aynı şeyleri söyledim.
"Ben yapmadım."
Rosalyn kulaklarımı sağır edecek derecede bağırarak üstüme yürüdü.
"Hemen defol buradan yoksa seni o çukura atarım!"
Hızlı adımlarla bana doğru gelirken Rikkie onu kolundan yakaladı -"boşver değmez" dediğini işittim-
Ama Rosalyn durmayacaktı. Stephanie ve Luca da araya girdi. Hektor da ayaklanıp "Yapmayın" diyordu ama onu umursayan yoktu. Şok geçiyordum. Bu haksızlık diye bağırmak istiyordum ama bu sefer Rosalyn' i tutamayacaklarından korktum. Dişlerimi sıkarken aynı şeyi parmaklarımla da yapmış olacaktım ki avuçlarımda derin bir acı hissettim. Elimi gevşettiğimde cam parçasının derin bir kesik oluşturduğunu gördüm. Avuçlarıma yayılan kanın parmaklarıma bulaşmasıyla ellerim kıpkırmızı oldu. Ağlamam için mantıklı olduğunu düşündüğüm bir sebep ortaya çıkmıştı çünkü artık dayanamıyordum. Ellerimi birbirine dokundurduğumda canım daha çok yandı ve hızla ellerimi tişörtüme bastırdım ve orası da kırmızı renge büründü. Rosalyn ' i tutmaya çalışan Luca' nın gözleri bana kaydı.
"Hey! Sana ne oldu?"
Dudağımı büzüştürüp arkamı döndüm ve akan göz yaşlarımı görmemesini umarak koridora koştum.
Odaya girip kapıyı çarptığımda boğazımdan kopan hıçkırıkları durduramadım. "Ben yapmadım!" diye bağırdım kendi kendime kapıya tekme savururken.
Ben yapmadım, ben yapmadım, ben yapmadım! Bu haksızlıktı. Neden kendimi ifade edemiyorum? Kelimeler boğazımı tırmalıyor, zihnim söylemem gereken sözleri haykırıyordu. Kötü bir niyetim yoktu. Sadece benden nefret etmesinler istemiştim, belki bir kahvaltıyla her şeyi düzeltebilirim sanmıştım. Tek istediğim biraz kibarlıktı ama insanlarda anlayış kavramının olmadığı her seferinde yüzüme sert bir şekilde çarpıyordu. Yere çömeldim. Dizlerimi kendime çekip bir top gibi küçüldüm. Kanlı ellerimi saçlarıma götürdüm. Kesik kesik ağlarken bir yandan ileri geri sallandım. Kimse beni sevmiyordu. Hiçkimse! Her şey tahmin ettiğimden daha kötü gitmişti.
Belki de başından beri bu işe hiç girişmemeliydim. Belki de başından beri bu akademiye gelmemeliydim. Sırf daha iyi bir akademiye kabul edilemem gibi saçma kaygılara kapılmayı bırakıp Luca'nın beni havuza attığı ilk andan sonra bu takımdan vazgeçmeliydim. Stephanie ve Charlotte'ı seviyor olmam bile orada durmayı anlamlı hale getiremezdi. Onlar dalgıç olmanın bir parçası değildi. Bu eziyete katlanmak zorunda değildim. Başka bir akademide de başarılı bir dalgıç olabilirdim. Hem bu şekilde kazandığım her madalyanın ardından Luca'nın zorbalıklarına maruz kalıp da en mutlu olmam gereken günleri ağlayarak geçiriyor oluşum da sona ererdi.
Kapının aralanarak açılmasıyla kendime geldim. Kızarmış gözlerimi elimin tersiyle silip çaresizce kafamı kaldırdığımda Luca'nın yüzünü gördüm.
Yine kan beynime sıçradı.
Beş dakika geçmemişti bile. Laflarını işitmeye tahamülüm yoktu. Bir hışımla yerimden doğrulup hırsımı bastıramadan üstüne gittim. Bir yandan ağlamamı tutamadan göğsüne bir yumruk indirirken diğer yandan "Bana bunu neden yaptın?!" diye bağırdım. Bu ellerimi daha çok acıttı ve o sarsılmadı bile. Nefes alamıyordum. Ardı ardına göğsüne yumruklar savurdum. Elimi acıtacak kadar sertti ama umursamadan hıçkırmaya başladım. O ise hiçbir şey yapmadan öylece duruyordu. Dakikalarca ona vurdum ve göz yaşlarımdan yüzünü göremiyordum. O da hiçbir şey söylemiyordu. Sonunda hırsım biraz olsun geçtiğinde, uykusuzluktan ve bunca gerginlikten bitkin düşüp başımı göğsüne dayadım. "Bana bunu neden yaptın?" dedim fısıldayarak. Ağlamaklı ses tonumla birlikte bir titreme hissettim. Bunun o mu ben mi olduğunu idrak edemedim. Sonunda kendimi fazla güçsüz hissedince geri çekildim ve olduğum yerde çömelerek yere oturdum. Pekala, şu an daha güçsüz görünüyordum. Gözlerimi ovuşturup yaşlardan kurtulduktan sonra ona baktığımda yüzünde acıyan bir ifade gördüm. Tuhaf bir şekilde buna sevindim çünkü her zaman o duygusuz, sert ifadesini görmekten usanmıştım. Usulca yanıma yaklaşıp yere oturdu. Şaşkınlığımı gizlemeye çalışmadım.
"Ellerin kanıyor." dedi avuçlarıma bakarak. Burnumu çekip hiçbir şey söylemedim. Uzanıp elimi avucuna almak istedi ama izin vermedim. Hızla geri çekilip bağırmaya başladım.
"Dokunma bana! Seni yalancı pislik!"
Öfkem geri dönmüştü. Şu an tırnaklarımı boğazına geçirebilirdim.
Sözlerimi hiç duymamış gibi gözlerini benden alıp duvara dikti.
"Rikkie yaptı." dedi soğuk bir ses tonuyla.
Afalladım.
"Ne?"
"Şunu anlaman gerek. Ben yapmadım çünkü..." dedi elini cebine atarak.
"Çünkü bu hala bende."
Cebinden çıkardığı kabuğumsu şeyi bana uzattı.
"Bu benim mi?"
"Evet senin ve o çayın içindeki hakkında hiçbir fikrim yok."
Kabuğu alıp inceledim, morumsu bir renk almıştı ve pula benziyordu. Çürümüş olduğunu düşündüğümde midem bulandı ve yere fırlattım. Ona döndüm.
"Ama neden?"
"Onunla kahvaltı hazırlayan sendin. Sen bileceksin." dedi.
Yine eski sert tonu gelmişti. Ben hala kafamda bir şeyleri oturtmaya çalışırken doğruldu ve kapıya yöneldi. Kısık bir sesle "Bekle!" dedim ama kapıyı çarparak çıktı. Daha ona neden bu zamana kadar bunu bir mücevhermiş gibi sakladığını soracaktım. Gözlerimi yerdeki kan izlerine çevirdim. Avuçlarımdaki acı ve ıslaklık artmıştı. Hiçbir yere dokunmamaya gayret ederek yerden kalktım. Bir süre başımı kapıya yasladım. Ses yoktu. Koridorun boş olduğunu umarak kapıyı açtım. Tam karşımda tuvalet vardı. Oraya girip ellerime ve üstüme baktım. Ardından aynadaki yüzüme. Saçlarım dağılmış suratım kızarmıştı.
Rikkie bunu neden yapmıştı? Neden benden nefret ediyorlardı? Ama bunları sorarak kendime işkence yapmayacaktım. Onlarla anladıkları şekilde konuşacaktım. Elimin tersiyle musluğu açıp ellerime su tuttum. Kesikler tahmin ettiğim kadar korkunç durmuyorlardı ama büyüklerdi ve çok kanamışlardı. Yaralı avuçlarıma su doldurup yüzüme çarptım. Duvardaki acil durum kutusundan bandaj ve alkol çıkardım. Ellerime önce alkol döküp sonra da bandajla sardım. Sol elime geçince biraz daha zorlandım çünkü bandaj parmaklarımı bükmemi engelliyordu. Bandajla olan savaşımı zaferle tamamlayıp kapıyı açtım. Kilitlenme bölümünün olduğu odanın boş olduğunu umuyordum. Kimseyi görmek istemiyordum çünkü. Kilitleme bölümüne gidip camların olduğunu duvarın önüne oturdum. Denizaltının hızlandığını hissedince hafif yalpaladım. Sırtımı duvara iyice yasladım. Kafamı hafif yukarı kaldırdım.
Ben ucube değilim. Değilim! Bir yandan kendimi inandırmaya çalıştığımı fark ettiğimde hafifçe irkildim. Bu hastalık için yapabileceğim bir şey yoktu. Ama pulları mümkün olduğunca gizlemek kıyafetlerimin içine tayt giyebilirdim. En azından kimse yerde pul görmezdi.







