n2006

n2006 Türkcə 12-09-2024, 20:00

H2O hikaye (9)

H2O hikaye (9)
9.BÖLÜM

Sarsıntıdan duvarlara çarparak ve yalpalayarak oraya ulaşmaya çalışıyordum.

"Stephanie!"

Boğazım yırtılırcasına bağırdım. Gözyaşlarım birbirlerini hızla takip ediyordu. Ama bunların bile zar zor farkındaydım. Sadece kalan süreye odaklıydım. Ne kadar kaldığını bile bilmiyordum. Ama o robotik ses kulaklarımda çınlamaya devam ediyordu. Son koridora girince kilitlenme bölümünün daha kapanmadığını görünce içimde bir rahatlama oldu. Koşmaya devam ederken boğazım yırtılırcasına bağırdım.

"Steph, derhal oradan çık! Kapılar kapanacak!"

Stephanie ne olduğunu anlamamıştı ama dediğimi yaparak bana doğru yürüdü.

"Hannah, bir sorun mu var?"

"Steph içeri su doluyor. Hızlı ol!"

Stephanie ayaklarındaki suyu yeni fark etti ve bir anda idrak ettiği gerçekle hızla bana doğru atıldı.

Ben de bitmek bilmeyen koridorda yalpalaya yalpalaya ona koşmayı bitirememiştim.

Daha kapsülden birkaç adım uzaklaşmıştıki ayağı kaydı ve şak diye yere yapıştı. Dudaklarımdan bir haykırış yükseldi.

"Kalk! Stephanie ağayı kalk!"

Dizlerime kramplar girdi ama neredeyse kapıya ulaşmıştım. Vaktimiz varsa onu sürükleyerek dışarı çıkarabilirdim. Stephanie'nin birkaç saniyede doğrulmasıyla kapılardan bir "tıs" sesi yükseldi. Kapının ağzında refleksle geri çekildim.

İkimizin de gözleri faltaşı gibi açıldı.

Aramızda keskin bir sınır gibi duran kapalı kapıya bakakaldık. Bir an olanları kavrayamadım, anlamak istemedim. Vücudum kaskatı kesilmişti. Gözlerimdeki yaş tükenmişti fakat yüzümdeki rahatsız edici ıslaklık duruyordu.

Çok az kalmıştı.

Ağzımdan bir hıçkırık kaçtı,

bir feryat.

Stephanie bakışlarını bilek seviyesine gelen suya indirdi. Yalpalayıp duvara tutunarak doğruldu, onun da dudaklarından bir hıçkırık koptu fakat aradaki camdan dolayı sesini net duyamıyorum. Cama yaklaşıp elleriyle bozuk sensörlü bir kapıyı aralamaya çalışırmışçasına boşa çaba sarfetti.

"Hannah! Yardım et! Hannah!"

Haykırışını kim duysa olsa içini parçalardı. Halini görünce kan beynime sıçradı, karnıma bir ok saplanmış gibi irkildim. Zihnim bir çözüm arıyor, panikten elim ayağım bir birbirine dolanıyordu.

Gözlerim koridoru taradı. Kapının yanında duran yangın dolabını görünce içimdeki son hayatta kalma isteği depreşti. Yanına koştum. Camı kırıktı. Muhtemelen çarpışma ve sarsıntı sırasında olmuştu. Cam parçalarının ellerimi kesebileceği ihtimalini umursamadan uzanıp içindeki tüpü aldım. Elimde bir süre çevirip kalın cama odaklandım. Geriye doğru birkaç adım attım, Stephanie de anlamış gibi geri çekildi.

Hızla öne atıldım ve kazandığım ivmeyle elimdeki yangın tüpünü kaldırıp tüm gücümle cama geçirdim. Aynı anda sanki kendim bir darbe almışım gibi başım zonkladı. Gözümün önünde uçuşan yıldızlarla geriye gidip cama baktım.

Çatlamamıştı bile.

Sinirden bir homurtu çıkardım. Tekrar gücümü toplayıp tüpü kaldırıp vurdum.

Su benden daha hızlıydı. Neredeyse diz kapağı hizasına ulaşmıştı. Acele etmeliydim. Daha da hırsla tüpü cama geçirdim. Stephanie camın öbür tarafında hıçkırıklarla ağlıyordu.

"Hannah su çok hızlı! Donuyorum."

Dudaklarını okuyabilmiştim. Onun sesinden çok bir küvete dolar gibi yükselen suyun hışırtısı duyulmaya başlamıştı.

Umutsuzca tüpü yana devirdim. Başka bir yol düşünmeliydim ama içten içte o camın asla kırılmayacağını, kapının açılamayacağını biliyordum.

Bu gerçekten korkuyordum hem de deli gibi. Stephanie'nin orada boğularak öleceğini düşündükçe hıçkırıklarım artıyordu.

Tekrar ona baktığımda suyun beline kadar geldiğini gördüm. Keşke zamanı durdurabilseydim.

Hafif hafif zıpladı, titremesini durdurmak için elleriyle kollarını ovuşturdu.

Arkadaşım gözlerimin önünde boğularak ölecekti ve benim elimden hiçbir şey gelmiyordu. Camda çatlak bile yoktu. Bu işe yaramaz metal yığınını bunca hasarı alabilecek ama camlarını asla kırılmayacak şekilde tasarlayanlardan nefret ettim.

Bağırmanın, ağlamanın bir anlamı kalmamıştı. Yine de bağırdım. Histeri krizindeymişçesine sarsılarak cama tutundum. Başımı cama yasladım parmaklarımı sürttüm ve elimi acıtan bir yumruk geçirdim. O da anlamıştı. Farkındaydı. Asla çıkamayacaktı. Su belini geçiyordu bile.

Artık ne anlamı vardı ki çabalamanın? Zaten ben de burada ölecektim. Sadece iki dalış takımı vardı. Luca'nın hiçbir zaman göremediğim insafına kalmıştık. Rosalyn'den daha işe yarar biri olmam Luca için bir ölçüt teşkil etmiyordu. Gerçi bunları da düşünebildiğime göre canlarımız yeterince değersizleşmiş demekti.

Oturduğum yerde küçüldüm, camı tırmalayıp hıçkırıklarla inip kalkan göğsümün beni sarsmasına izin verdim.

En azından çok acı çekmeden, Stephanie'nin arkasından hepimiz teker teker burada ölecektik. Okyanus mezarımız, cesetlerimiz çürüyemeden balıklara yem olacaktı.

Camda hissettiğim tıklatmayla kafamı kaldırdım. Stephanie ayağını duvara vuruyordu.

Doğruldum. Su boynuna geliyordu. Yüzündeki ıslaklık göz yaşıysa bile artık anlayamacaktım. Uzun kızıl saçları suyun içinde dalgalanıyor, yeşil gözleri korkudan daha başka bir sebeple parlıyor gibiydi.

Yine dudakları kıpırdıyordu ama ne demek istediğini anlayamadım. Kulağımı cama yapıştırdım ve bağırışını tiz de olsa duyabilmeyi diledim.

"Git Hannah."

Kaşlarımı çatarak asla demek için yüzümü döndüm ama hala bir şeyler söylemeye devam edince kulağımı tekrar dayadım.

"Şalteri kapat ve git!"

Dediklerine bir anlam veremiyordum. Yapacak bir şeyim olmasa bile onu bu halde yalnız bırakamazdım.

"Hiçbir yere gitmiyorum Ste-"

"Hemen şalteri kapat ve git dedim!"

İlk kez yüzünde gülme veya ağlamadan farklı bir ifade görüyordum.

Neden bunu yapmamı istiyordu? Onu içeride boğulurken görmemem için mi? Yüzümü buruşturdum.

Hala onu dinlemem için cama vuruyordu. Gözlerim şalter kutusunu aradı.

Yangın dolabının üstünde duruyordu.

İsteksizce o tarafa koştum. Kutuya ulaşmak için ayağımı diktim. Paneli indirmeden önce yaşlı gözlerle Stephanie'ye döndüm. Boyuna gelmiş suyun içinde bana el salladı. Ağlamamı bastıramadım.

Hayır eğer yaşarsam artık birlikte gülemeyecektik, yan yana yüzemeyecektik, artık ona Luca'dan dert yanamayacaktım, hayatımda gördüğüm en pozitif, beni nasıl olursam olayım daima güldürmeyi başaran insan benimle olmayacaktı. Anılarımızda onunla beraber okyanusta kaybolacaktı.

Tekrar cama koşmak, hala bir çözüm bulmak istiyordum ama bana şalteri işaret ediyordu. İçeriyi kaplayan su içinde debelenerek ölmesini izlememi istemiyorsa anlardım, zaten bu vahşeti izlemeyi kaldıramazdım.

Onu kurtarmak için yapacak başka bir şeyim olması için her şeyimi ama her şeyimi verirdim.

Göz yaşlarımı silerek şaltere dokunduğumda son kez arkamı dönmeye cesaret ettim. Su boyunu çoktan geçmişti ve Stephanie içeride kapsülün olduğu tarafa yüzmeye çalışıyordu.

Bu görüntünün zihnime kazınmasını istemiyordum, şalteri indirdim. Kilitlenme bölümü ve bulunduğum koridorun ucu karanlığa büründü.

Gözlerimdeki yaşları silip kilitlenme bölümüne baktım.

Sanki karanlığın içinde yeni ve daha koyu bir karanlık seçiliyordu. Kilitlenme bölümünde daha büyük bir delik açılması gibi tuhaf düşünceler zihnime hücum etti ve peşinden hızla içeriye dolup cama çarpan su kütlesi doğruluğunu kanıtladı.

Ne ara çığlığı bastım bilmiyorum ama kendimi koridorda yere attığımı fark ettim. Cam sarsılır gibi titriyordu ama çatlamıyordu. İçeriye büyük küçük deniz canlıları doluştu ve cama çarpan suratlarını görünce çığlıklarım daha da arttı.

Başımı ellerimin arasına alıp yüzümü ve tüm bedenimi koridorun zeminine yapıştırdım. Çığlıklarım kendi kulağıma yabancılaşan bir feyada dönüştü. Yaşadığım hissin korku mu acı mı, ne çeşit bir ızdırap olduğunu kestiremedim.

Kaç dakika yerde öyle kaldım bilmiyorum ama omzumda hissettiğim el ve hemen ardından beni tutup kendine çeken silüet bilincimi açtı. Bağırmayı kestiğimde suyun cama çarpma sesinin tüm koridoru inleten bir gök gürültüsü haline geldiğini farkettim. Cama her vuruşu altımızdaki zemini titretiyordu.

Suyun sesi ardından boğuk boğuk gelen ve adımı haykıran sese dönmedim. Ellerim yerde sanki kaybettiğim bir şeyi arıyormuşçasına gezerken kendimi kilitlenme bölümünün camına sürükledim.

"Stephanie!"

Haykırışım boğazımı yararak firar edip, gözyaşlarım karanlığı daha da bulanık hale getirirken Stephanie'nin cama pat pat vuran balıkların arasında sıkıştığı düşüncesi içimdeki iğrenmeden çok onu kurtarma isteği oluşturuyor ve yaptığım anlamsız olsa da o tarafa gitmeye çalışıyordum.

"Stephanie!"

Birden bir şey beni belimden yakaladı ve geriye doğru çekildiğimi hissettim. Karşı koymaya çalıştıkça güçlendi ve önce ellerim sonra ayaklarım havalandı. Refleksle kendimi çevirdim.

Luca'nın karanlığı aydınlatan mavi gözleri endişe doluydu. Beni tamamen kucağına alıp kaldırdı.

"Hannah! Bana bak! Hannah iyi misin?!"

"Luca,” dedim saçma ve hırıltılı bir ses tonuyla, işaret parmağımı cama doğrulttum. "Stephanie...”

"Hayır." diye sözümü kesti Luca. "Buradan hemen çıkmalıyız."

"Olmaz!" beni indirmesi için direndim. "Step-"

Hemen koridora atılmasıyla oluşan sarsıntı sözümü kesti. Kucağında ağlayarak debelendim.

"Dur hayır, bekle!"

"Mümkün değil!"

Stephanie geride kalmıştı ve ben her geçen saniye ondan uzaklaşıyordum. Luca'nın tişörtünü tırmaladım. Koridorda çığlık çığlığaydık.

"Stephanie orada kaldı! Dur! Sana dur dedim! Dur yalvarırım dur!”

"Stephanie okyanusa düştü Hannah!”

"Hayır!" diye ağladım çaresizce. Bu çok ağır bir gerçekti. Kollarımda ve bacaklarımda beni sürüklemesini engellemeye güç kalmamıştı. Başım bir oraya bir buraya savruluyor, arada bir göğsüne çarpıyordu. Göz yaşlarım koridorda Luca'nın ayak izlerine karışırken çığlıklarımsa duvarlarda yankılandı.

Stephanie!



.•.•.•.•.

Kendime gelmek istemedim. Bu gerçeği kabullenemiyordum. Hepimiz ölecektik zaten. Ne gerek vardı daha fazla direnmeye. Aklınma Luca'nın tulumları geldi. Ve ardından sadece iki tane olduğu. Hem oksijen tüpleri bizi kurtarmaya yetmezdi. Yerin kilometrelerce altındaydık. Burada balıktan başka bir şey yoktu. Kimse bizi kurtaramazdı. Geri dönemezdik. Ama çabalamak da bizi delirmekten alıkoyardı. En azından çabalayarak ölmüş olurduk. Buna değerdi sanırım.

Titreyen ellerimle duvara tutunup ayağa kalktım. Son kez cam kapıya baktım ama gözlerimi hızla kaçırdım. Bacaklarımın gücü beni ayakta tutmaya neredeyse yetmeyecekti ama kendimi toparlamaya çalıştım. Güçlü durmaya... Luca'yla tartışmaya hazırlandım. Eşikte durup derin bir nefes aldım ve içeriye adımımı attım. Luca bana döndü. Yüzüme baktı. Bir şey demek istedim. Nefes aldım. Ağzımı açtım. Kapattım. Ses çıkarmaya kalkarsam ağlamamı durduramazdım. Boğazımdaki yumru da buna izin vermemekte kararlıydı zaten. Yutkunmaya çalıştım. Yarım saat önceki mutluluğumuzu düşündüm. Keşke bunlar olmasaydı da Rikkie ve Rosalyn'in benimle dalga geçtiği anlara dönebilseydik. Kimse ölmeyi hak etmezdi. Rosalyn'e onları nasıl söyleyebilmiştim. Yeniden gelen hıçkırıkları bastırma umuduyla Luca'nın okyanusu andıran gözlerine baktım. Onun gözleri de bendeydi.

"Ben..."

Sesim bir fısıltıdan yüksek değildi. Bakışlarım yerdeki tulumlara kaydı. Tek çıkışımız vardı ve o da bize hiçbir şey garantilemiyordu. Hiçbir yaşam vadetmiyordu. Umudumu söndürüyordu sadece. Şimdi hepimizin odağı tulumlardı. Ve tepemizdeki okyanusla aramızdaki tek şey olan o ufak kapak... Yeniden Luca'ya döndüm. Tulumlar onundu. Hepimizin aklındaki o soruyu dile getiren Rosalyn oldu.

"Luca... Ne yapacaksın? Kimi..."

Luca derince yutkundu. Zamanımız daralıyordu. Panellerden bunu desteklercesine biplemeler yükseldi.

Bir bakış attım. Çıkış yapan kapsülleri işaret ediyordu. Kaşlarım anlamazlıkla çatıldı. Sonra anladım. Stephanie bize zaman kazandırmak, canavarın dikkatini dağıtmak için son saniyelerini buna ayırmıştı.

"Taş kağıt makas."

Düşüncelerimi Luca böldü.

"Ne?" Rosalyn anlamamış olsa da ben anlamıştım. Çok komik geldi. Kahkahamı engelleyemedim. 6 kişilik grubumuzdan 3 kişi kalmıştık ve birimizi de aptal bir oyunla mı öldürecektik? Çocukların masum oyunuyla? Kahkahalarım durmadı. Rosalyn anlamaz gözlerle bize bakarken Luca kaşlarını çatmıştı bile. Ne kadar da tanıdık bir ifadeydi böyle. Bana asla farklı türlü bakmazdı çünkü. Son bir haftayı saymazsak.

"Oynayın ve kazanan tulumu giysin tamam mı? Kimsenin ölümü üstüme kalsın istemiyorum."

Saçmalıktı. Ellerim titriyordu. Bunu gerçekten yapacak mıydık? Rosalyn ise çoktan bana dönmüştü. Eli yumruk şeklini aldı ve öbür avcunun üstüne yerleşti. Karşısına geçtim. Çok komikti yaptığımız bu şey.

"Taş kağıt makas." Diye mırıldandım.

Ben taş yapmıştım. Rosalyn ise makas.

"3..." sesi titredi.

"3 kerede biter."

Devam ettik. Gene mırıldandım. Bu sefer ben makas o taş yapmıştı. 1-1. Devam ettik.

"Taş kağıt makas."

Ben kağıt o makas yapmıştı.

Ellerimin titremesi arttı.

"Taş kağıt makas."

İkimiz de kağıt.

"Taş kağıt makas."

Ben taş o makas.

Göz göze geldik. Ellerimin titremesi arttı.

"Taş kağıt makas."

Ben kağıt o taş. Sonra bir anda parmaklarını açtı. Makas yaptı. Ufak bir zafer veya rahatlama nidasıyla Luca'ya döndü.

"Ben kazandım."

"Hile yaptın."

Gözler bana döndü.

"Böyle bir durumda nasıl yalan söylersin!"

Diye çıkıştı bana. Gözlerim doldu. Şimdi yaşarken içi rahat edecek miydi. Beni ilgilendirmezdi. İçimdeki son yaşama istekleri de öldü ve omuzlarım yenilgiyle çöktü. Ne uğruna yaşayacaktım zaten.

"Hannah yalan söylemez."

Çoktan üstüne tulumu giymiş Luca'ya baktım. Rosalyn'in kaşları çatılmıştı.

"Böyle bir konuda herkes söyler. Ve ben kazandım. Sözünde dur ve tulumu ver."

Luca durdu. Tuluma baktı. Ve bana. Çok derindi bakışları. Anlam yüklüydü. Anlamıyordum ama. Saniyeler uzadı.

Ölüm sessizliği çökmüştü içeriye adeta. Dışarıdaki canavarın bunca zamandır ne yaptığını düşünmek istemedim. Daha zamanımız olduğunu umut ettim. Zamanları. Son dakikalarımı böyle umutlarla geçirecektim. Belki onlar kurtulabilirdi. Belki Charlotte kurtarma timini yola çıkarmıştı. Belki yetişirlerdi.

Luca tuluma uzandı. Rosalyn alabilmek için ona yaklaştı. Fakat Luca ona vermek yerine tulumu bana getirdi. Gözlerim şokla büyüdü.

"Ne yapıyorsun? Luca! Ben ölmek istemiyorum. Yalvarırım bana ver tulumu. Kazandım zaten."

Rosalyn'in feryatları sessiz oda yankılandı. Luca'ya uzandı. Tulumu almaya çalıştı. Luca hafifçe ittirdi onu bana.

"Sana inanıyorum. Hannah acele et ve şunu giy!"

Sesi çok sertti. Yine bir robota dönüşmüşçesine soğukkanlılıkla tulumu giydim. Luca arkasını döndü. Rosalyn yalvardı.

"Luca lütfen lütfen lütfen. Ölemem tamam mı. Evde beni bekleyen bir ailem var. Onların üzülmesini istemiyorum. Lütfen..."

Gözleri bana döndü. Gözlerim acıyla doldu. Tulumu çıkarıp ona veresim geldi. Beni bekleyen kimse yoktu.

"Hannah. Özür dilerim. Yalvarırım. Senin kimsen yok. Benimse arkamdan ağlayacak insanlar var. Onlar için dönmek istiyorum. Yalvarırım tulumu çıkarıp bana ver."

Gözlerinden yaşlar döküldü. Yavaşça tulumun boyun kısmına uzandım. Çıkarmaya yeltendim. Ama bir anda Luca geldi ve bileğimden sertçe çekti. Şaşkınlıkla ona baktım. Bu sefer bileğimi tuttu ve beni çıkış kapısına doğru sürükledi. Rosalyn'in feryatları duyuldu. Yerdeydi. Luca'nın çıkışa yöneldiğini fark edince toparlanmaya çalıştı. Zorla doğrulup yalpalayarak peşimizden geldi. Luca panele bir şeyler tuşladı ve kapı kilitlendi. Rosalyn öbür tarafta kaldı. Biz ise çıkış tarafında. Cama elini yasladı. Hıçkırdı. Sesi artık bize ulaşmıyordu. Fakat gözyaşlarının yanaklarından süzülüp gitmesi, elini cama yaslamış hali, çaresiz bakışları içime işledi. Ölmesini istemedim. Sanki yolu varmış gibi kurtulmasını diledim. Luca aniden beni kendine çevirdi ve sertçe başlığı kafama geçirdi. Oksijen tüpünü bağladı. Kafamın içinde bir şeyler hışırdadı.

"Hannah, beni duyuyor musun?"

Onayladım. Başlıklardaki telsiz sistemine benzeyen bir sistem sayesinde sesi kafamda yankılanıyordu. Bu sayede yüzerken iletişim kurabilecektik. Son kez bir şeyler tuşlarken aniden bir sarsıntı oldu. Anlaşılan süremiz tükenmişti. Canavar bu kadar yakındayken nasıl kaçabilirdik ki? Belki de büyük yemeğe odaklıyken bizi fark etmezdi ve bir umut kurtulurduk. Refleksle en yakınımdaki şeye yani Luca'nın omzuna tutundum. Zar zor ayakta durduk. Elini panele okuttu ve bir tıslama eşliğinde kilitlerin açılma sesi geldi. Luca kapakçığa giden merdivenleri temkinlice çıktı ve kolu çevirdi. İçeriye aniden dolan suyun basıncını kulaklarımda hissettim. Kıyafetin basınç dengeleyicilerinin çalıştığına işaret eden uğultuyu duydum. Luca'nın yanına yaklaştım. İçeri tamamen suyla dolduğunda büyük kapı açılacak ve biz okyanusa adım atacaktık. Luca'nın yanına yaklaştım. Bana bakmadı. Belki de pişmandı. Rosalyn'i değil de beni kurtardığı için. Bu düşünceyi kafamdan atmaya çalıştım. Rosalyn'i düşünmemeye çalıştım. Ama kendime engel olamadım ve arkamı dönüp son kez Rosalyn'e baktım. Su boynuma ulaşmıştı bile. Buranın aksine kontrol odasında bir damla bile su yoktu. Rosalyn'le son kez göz göze geldik. Asla unutamayacaktım o gözleri. Belki de aylarca rüyama girecekti. Cama yumruk attı. Ağlamaya devam etti. Arkamı dönmemi sağlayan şey görüşümü kaplayan su oldu. Saniyeler içerisinde oda tamamen suyla doldu. Luca bir kolu indirdi ve büyük kapı açıldı. Artık balıklarla aynı yerdeydik. Artık o canavarla aramıza hiçbir şey yoktu.

Artık okyanustaydık.
Okuduğunuz için teşekkürler.
Bir hikayenin daha sonuna geldiniz.

Məlumat Saytda şərhləri oxumaq, şərh yazmaq, xəbər göndərmək üçün QEYDİYYATDAN keçməyiniz lazımdır.

Bəyən Sevgi Gülüş Şok Üzgün Əsəbi
480 527 414 371 401 397

Oxşar xəbərlər Digər trend xəbərləri

Məlumat Saytda şərhləri oxumaq, şərh yazmaq, xəbər göndərmək üçün QEYDİYYATDAN keçməyiniz lazımdır.

Məlumat Sizin rəyə rəy yazmaq 15 gündən sonra mümkündür.