YARA İZLERİ
Yazmayalı ne çok olmuş tozlanmış defterlerim. Benim ruhum şifacısı kalemim, ne çok özlemişim ve ne de çok özelmiş benim için. Fark ettim ki kaçmışım yazmaktan, tıpkı hislerimden kaçtığım gibi. Anlaşılmamak elbette kötüdür. Fakat yanlış anlaşılmak en kötüsü. Hükmün geçersiz, ruhunsa görünmez kalır, aydınlık olsa bile etraf. Ne kadar ışık olursa olsun karanlığa çekilirsin. Kurtulmak için ise kendini feda edersin.
Ben yara izlerini çok severim. İnsan olduğumuzu hatırlatmaz sadece. Acılarımızı, kayıplarımızı, ruhumuzda açılan kara delikleri, belki de korkularımızı serer gün yüzüne. Ama daha da önemlisi insanın kendi içindeki o savaştan galip geçişidir yara izleri. Her baktığında anımsarsın acını. Unutturmaz belki, yüzüne vurur her seferde ama gücünü ve kudretini de verir yanında sen ayakta kalmaya devam et diye.
Ruhundaki yaralar, bedende verilen hasarın çok ötesinde izler bırakır. Yalnızca istersen görürsün. Karşındaki insanın gözlerine bak sessizce. Derin bakar onlar istemsizce.
Hata yapmak beni sevilmez ve çekilmez bir hale sürükler sanırdım öncesinde. Her zaman en iyisi, en başarılısı, en yeteneklisi, en vazgeçilmezi olmayı diler var gücümle bunun için çabalardım. Bir eksikliğim olursa sevilmem diye düşünürdüm. Gerçekten sevilene dek böyle hisseder insanlar. Saf sevgidir gerçek şifa. Karşılık beklemez, kuralları yoktur, hilesiz hurdasız ve içinden ne geliyorsa onu yaparsın. En hırslı, en öfkelisini bile uysallaştırır. Oysa sevilebilir biri olmak için kusursuz olmak gerekmez. Kusurlardır insanı güzel kılan, gerçek yapan. Eğer ki öyle olsaydı büyük aşklar robotlarla yaşanırdı. Candır bedeni ayakta tutan, can suyu ise şefkatidir insanın içinde giz kalan.
Gözlerindeki hüznü saklamak için takarsın belki maskeler. Ne kadar kapatırsan kendini o kadar darbe almazsın. Ne kadar açmazsan kalbini, salmazsan sahici hislerini kırmazlar kalbini. Rahat bırak kendini. Sıkma, kasma gövdeni. Çıkar göğüs kafesinde biriktirdiğin renklerini. Baktığın hiçbir şey gerçek değil. Algılarını aç sonuna kadar görmen için gözlerin yetmez belki. Korkularındır seni inadına geriye çeken. Düşmeden yaşanmaz, yıkılmadan inşa edilmez bir ömür. Darbeler güç katar, zamansa olgunluk.
Koca bir yaşam, küçük bir gezegenin içinde ne kadar hızlı geçebilirse öyle geçip gidiyor. Hepimizin bir amacı var, hepimizin türlü türlü görevleri var. Sınavlarımız da, aldığımız dersler de hep bu yönde. Sakladığımız öz değerimiz herkesten ve her şeyden yüce. En değerli varlıktır sevgi. İlk önce kendinden başla bu duyguyu tatmaya. En çok kendini sev, en çok kendine ver değer. En büyük önceliğin hep sen ol. Biriciksin ve bu filmin başrolü yalnızca sensin. Başka bir başrol yok. Ayakta zinde ve zihninin her bir köşesinde sev kendini. Barış öz benliğinle. Her hatana göğüs ger, her yanlışını kabul et. Güneşler yeniden doğmak için mutlaka batmalıdır. Sen de kendi dünyanın güneşisin, merkezisin. Sen olmazsan eğer karanlığa maruz kalır gezegenin. Ve sakın unutma o hâkimi olduğun dünyada geceleri ışığını ve sıcaklığını bekleyen birileri hep olacak.
Maskelerini bir kenara bıraktığında aynada gördüğün yansıman senin en güzel halin. Yalnızca onu dinle. Nerde mutlu olduğunu bir tek sana o söyleyecek…
MİRA KIZILKAYA
Ben yara izlerini çok severim. İnsan olduğumuzu hatırlatmaz sadece. Acılarımızı, kayıplarımızı, ruhumuzda açılan kara delikleri, belki de korkularımızı serer gün yüzüne. Ama daha da önemlisi insanın kendi içindeki o savaştan galip geçişidir yara izleri. Her baktığında anımsarsın acını. Unutturmaz belki, yüzüne vurur her seferde ama gücünü ve kudretini de verir yanında sen ayakta kalmaya devam et diye.
Ruhundaki yaralar, bedende verilen hasarın çok ötesinde izler bırakır. Yalnızca istersen görürsün. Karşındaki insanın gözlerine bak sessizce. Derin bakar onlar istemsizce.
Hata yapmak beni sevilmez ve çekilmez bir hale sürükler sanırdım öncesinde. Her zaman en iyisi, en başarılısı, en yeteneklisi, en vazgeçilmezi olmayı diler var gücümle bunun için çabalardım. Bir eksikliğim olursa sevilmem diye düşünürdüm. Gerçekten sevilene dek böyle hisseder insanlar. Saf sevgidir gerçek şifa. Karşılık beklemez, kuralları yoktur, hilesiz hurdasız ve içinden ne geliyorsa onu yaparsın. En hırslı, en öfkelisini bile uysallaştırır. Oysa sevilebilir biri olmak için kusursuz olmak gerekmez. Kusurlardır insanı güzel kılan, gerçek yapan. Eğer ki öyle olsaydı büyük aşklar robotlarla yaşanırdı. Candır bedeni ayakta tutan, can suyu ise şefkatidir insanın içinde giz kalan.
Gözlerindeki hüznü saklamak için takarsın belki maskeler. Ne kadar kapatırsan kendini o kadar darbe almazsın. Ne kadar açmazsan kalbini, salmazsan sahici hislerini kırmazlar kalbini. Rahat bırak kendini. Sıkma, kasma gövdeni. Çıkar göğüs kafesinde biriktirdiğin renklerini. Baktığın hiçbir şey gerçek değil. Algılarını aç sonuna kadar görmen için gözlerin yetmez belki. Korkularındır seni inadına geriye çeken. Düşmeden yaşanmaz, yıkılmadan inşa edilmez bir ömür. Darbeler güç katar, zamansa olgunluk.
Koca bir yaşam, küçük bir gezegenin içinde ne kadar hızlı geçebilirse öyle geçip gidiyor. Hepimizin bir amacı var, hepimizin türlü türlü görevleri var. Sınavlarımız da, aldığımız dersler de hep bu yönde. Sakladığımız öz değerimiz herkesten ve her şeyden yüce. En değerli varlıktır sevgi. İlk önce kendinden başla bu duyguyu tatmaya. En çok kendini sev, en çok kendine ver değer. En büyük önceliğin hep sen ol. Biriciksin ve bu filmin başrolü yalnızca sensin. Başka bir başrol yok. Ayakta zinde ve zihninin her bir köşesinde sev kendini. Barış öz benliğinle. Her hatana göğüs ger, her yanlışını kabul et. Güneşler yeniden doğmak için mutlaka batmalıdır. Sen de kendi dünyanın güneşisin, merkezisin. Sen olmazsan eğer karanlığa maruz kalır gezegenin. Ve sakın unutma o hâkimi olduğun dünyada geceleri ışığını ve sıcaklığını bekleyen birileri hep olacak.
Maskelerini bir kenara bıraktığında aynada gördüğün yansıman senin en güzel halin. Yalnızca onu dinle. Nerde mutlu olduğunu bir tek sana o söyleyecek…
MİRA KIZILKAYA







